2026 Nato Zirvesi'nin Türkiye'ye Yansımaları

VuralCambul
Vural Cambul
Sosyolog
20 Temmuz 2026 3 dk okuma
2026 Nato Zirvesi'nin Türkiye'ye Yansımaları

Geçtiğimiz günlerde başkentimiz Ankara’da gerçekleştirilen 2026 NATO Liderler Zirvesi, son dönemde kırılgan bir yapıya dönüşen ittifakın caydırıcılık kapasitesini yeniden öne çıkarmayı başardı. Böyle bir toplantının sorunsuz gerçekleştirilmiş olması Türkiye açısından olumlu bir izlenim oluştururken, zirve kapsamında gerçekleştirilen ikili görüşmeler de Türkiye açısından önemli diplomatik fırsatlar sundu. ABD ve Avrupa ülkeleri arasında akıllarda soru işareti bırakan NATO eksenli gerilimi azaltan ve tekrar kolektif hareket etme fırsatı sunan bu zirve, olumsuz havayı büyük ölçüde giderdi. "Birimize yönelik bir saldırı, hepimize yönelik bir saldırıdır" vurgusunun tekrar yapılması ve bu mesajın Rusya’ya yakın bir coğrafyada verilmesi, bir yandan Soğuk Savaş yıllarına yönelik toplumsal travmaları tetiklerken, bir yandan bu tür kolektif caydırıcılığın uluslararası güvenlik noktasında önemli bir etken olduğu gerçeğini ortaya çıkardı.

Bu tespitlerden sonra halkımızın bu duruma bakış açısını da biraz incelememiz gerekir. Muhalif kesimin; devletlerin duygularla değil, ülke çıkarları doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini unutarak iktidarı her noktada eleştirmeleri ve iktidar yandaşlarının da muhalif tarafı Trump’a yanaşmakla tenkit etmelerine rağmen son tahlilde Sayın Cumhurbaşkanı’nı göklere çıkarmaları siyasi söylemlerdeki tezatları ortaya koymaktadır.

Bu tür toplantıların artıları ve eksileri ortaya konularak en az zararla ve en çok getiri ile incelenmesi ve ülkenin geleceğinin bu eksende yapılanması, siyasi tartışmaların uzağında hareket edilmesi gerekir. Şimdi buradaki artı ve eksileri birlikte değerlendirelim:

Artı olarak 50 milyar doların üzerindeki savunma tedarik hacmi kapsamında Türk savunma sanayinin bu süreçten pay alma ihtimali, CAATSA yaptırımlarının kaldırılması durumunda F-35 programına dönüş seçeneğinin yeniden gündeme gelebilmesi ve Çelik Kubbe projesinin NATO altyapılarıyla uyumlu hale getirilmesi ihtimali, Türkiye açısından önemli kazanım fırsatları olarak değerlendirilebilir.

Eksiler açısından ise dikkat edilmesi gereken nokta, bu başlıklarda henüz kesinleşmiş sonuçların bulunmamasıdır. Tedarik anlaşmalarının ne kadarının Türk savunma sanayine yönlendirileceği netleşmemiştir. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması da yalnızca ABD Başkanının söylemlerine bağlı olmayıp; ABD Kongresi, savunma bürokrasisi ve genel siyasi atmosferle bağlantılı karmaşık bir süreçtir. Benzer olarak Çelik Kubbe projesinin NATO sistemleriyle entegrasyonu konusunda da şu aşamada kesinleşmiş bir karar veya uygulama bulunmamaktadır.

Hal böyle iken süreci ne aşırı eleştirmek ne de olduğundan daha büyük bir başarı olarak sunmak doğru bir yaklaşım olacaktır. Yukarıda belirttiğim gibi, uluslararası ilişkilerde devletler dostluk veya duygusal yakınlıklarla değil, öncelikle kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederler. Bu nedenle Türkiye’nin de bu süreci kendi ulusal çıkarları, güvenlik ihtiyaçları ve uzun vadeli hedefleri açısından değerlendirmesi gerekir.

Türkiye, jeopolitik konumumuzun getirdiği risklerle birlikte büyük fırsatlar da sunabileceğini unutmadan bu dönemi dengeli ve rasyonel olarak yönetmelidir.

VuralCambul
Vural Cambul

Sosyolog