Çemberimde Gül Oya - Türk Dış Politikası

Çemberimde Gül Oya - Türk Dış Politikası

2025 yılını bitirmeye yaklaştığımız şu günlerde küresel gündem yine son yıllarda olduğu gibi karmakarışık halde duruyor. Bir yanda ABD Başkanı Trump'ın zorlama Gazze barış planı ve Avrupa Birliğinin toprak kaybını resmileştirecek Ukrayna-Rusya ateşkes görüşmeleri, diğer yanda İran ile sahne arkasında yürütülen nükleer görüşmeler ve İsrail'in İbrahim antlaşmaları üzerinden yeni Orta Doğu kurgusu. Türk dış politikası ise Eylül ayındaki Beyaz Ev ziyareti sonrası 'Apo' ile yatıp, 'Papa' ile kalkıyor; sanki küresel gündemde yaşananlar Türkiye'nin etrafında olup bitmiyor, Türkiye bir ateş çemberinin içinden geçmiyor! Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin Lübnan ile yaptığı deniz yetki antlaşması Türk'leri resmen yok sayıyor, İsrail Güney Kıbrıs'a el altından yerleşmeyi sürdürüyor ve Güney Kıbrıs'a silah ambargoları Batılı devletler tarafından peşi sıra kaldırılıyor, Suriye'deki Şara Hükümeti İsrail ile Golan Tepeleri dâhil olmak üzere normalleşme müzakereleri yürütüyor, Irak'ta Barzani kontrolden çıkmış şekilde askerleriyle Cizre'yi ziyaret ediyor, Zengezur Koridoru bizimdir dediğimiz yerde kritik geçiş güzergahı Anglosfere bırakılıyor, Ukrayna-Rusya görüşmelerinde Kırım tartışma konusu bile değil Rusya toprağı olarak görülüyor, Romanya'da yeni NATO üssü kuruluyor ve Rusya'ya karşı Türk uçaklarının da dâhil olduğu tatbikatlar yapılıyor, Dedeağaç'a teçhizat yığınağı yapılıyor, Yunanistan Ege Adaları'nda karasularını 12 mile çıkartıyor! Bu saydıklarımız ciddi meseleler ve jeopolitik konumumuzu derinden etkileyebilecek güçte gelişmelerdir. Türk dış politikasının proaktif olmasını beklediğimiz güncel gelişmeler karşısında Türk Dışişlerinden sade bir yazılı açıklama veya hiçbir tepki görmediğimizde Türk Milleti nereye gidiyor sorusunu haklı olarak sormak zorundayız diye düşünüyorum. Tüm bu olaylardan bahsederken nadir metaller meselesine hiç girmiyorum zira bu mesele oldukça stratejik ve başka bir başlık altında ele alınması gerekiyor.

Aslında Türk Milleti'nin iradesi dışında oluşan tüm bu bahsettiklerimize bir cevabı var ülkemizin; o da Mavi Vatan doktrini… Gelin görün ki Mavi Vatan doktrininin 2020 yılından beri yüzüne bakan yok. Libya ile yaptığımız deniz yetki antlaşmasında Mavi Vatan doktrini önemli bir yere sahipti, keza Doğu Akdeniz'e açılan hidrokarbon arayan sondaj gemilerimiz için de; ama ne olduysa Kasım 2020'de oldu: Alman savaş gemisi Türk kargo gemisini hukuksuzca durdurarak gemide arama yapmaya kalktı. O tarihten bu yana Mavi Vatan doktrini rafa kalktı ve sondaj gemimiz Fatih de Karadeniz'e yöneldi; yeni doğalgaz rezerv bulundu müjdesiyle birlikte… Kıbrıs gibi sabit bir uçak gemisinden, Doğu Akdeniz gibi hidrokarbon zengini ve deniz ticaret yolları açısından oldukça kritik bölgeden Karadeniz'e yani pasif kapalı deniz alanına yönelen sondaj gemilerimiz aslında bir anlamda proaktif olmaktan uzak Türk dış politikasının birer somut yansımalarıdır. Öte yandan Kırım gibi hem Türkiye açısından stratejik konuma sahip hem de Karadeniz deniz yetki açısından geniş bir alana sahip bölgenin de yeniden Rus'lara geçmiş olması Türk dış politikasının son dönemdeki gelişmelerde halini daha net gösteren unsurlardandır.

Giderek içe kapanan, Türkiye'nin çevre ihtilaf bölgelerinden geri adım atan ve daha da önemlisi günün sonunda Anglosfer'in uyguladığı politikalara paralel seyrettiği anlaşılan bir Türk dış politikası Türk tarihinin ağırlığını, gücünü kaldırabilmekten oldukça uzak durumdadır. Hal böyle iken Yurtta Sulh Cihanda Sulh prensibine inat tamamen iç politikaya, seçimlere odaklanan ve ekonominin, hazinesinin de bir Anglosakson'a emanet eden bir ülkenin Türk çıkarlarına uygun hareket ettiğini iddia etmek başat siyasi partilerin seçim vaatlerinden daha da gülünç olabilir.

DaghanGokce
Doç. Dr. Dağhan Gökçe

Uluslararası İlişkiler Uzmanı