Çocuk Öykülerinde Yaratıcı Yazarlık

Ali Zafer Yapıcı
Ali Zafer Yapıcı
20 Temmuz 2026 10 dk okuma
Çocuk Öykülerinde Yaratıcı Yazarlık

Yaratıcılık, öykü yazarlığı açısından olmayan bir fikri, daha önce hiç düşünülmemiş bir şekilde keşfetmek ve hayal edip kurgulamak anlamına gelir. Her insan hayal eder ve bir öyküyü zihninde kurgulayabilir. Bu zaman zaman doğaçlama bazen de beyin fırtınası yöntemleriyle gerçekleştirilebilir. Yazmak için fikir arayan ya da güzel bir fikri öyküye dönüştürmek isteyen biri bazı zihni jimnastikler ve yöntemlerle kurguya ulaşabilir. Çocuk edebiyatında veya yetişkin edebiyatında da bu böyledir. Yaratıcı yazarlık kurslarında tecrübeli yazarlar bu pratik yöntemleri ana başlıklar halinde özetleyerek yazıya yeni başlayanlar için bir yöntemler silsilesine dönüştürerek özetlemişlerdir.

Öncelikle iyi bir öykü için iyi bir fikre hatta yaratıcı bir fikre ya da yaratıcı bakış açısına ihtiyaç vardır. Fakat eğer öykünün ana unsurlarından olan kurgu, diyalog, yazım dili ve yazar üslubu konularında yetersizlikler ve yanlış seçimler yapılırsa bu iyi fikir her zaman iyi bir öyküye dönüşmeyebilir.

Peki iyi bir öykü veya kitap fikri nasıl bulunur? Öncelikle her insanın zihni aslında aynı çalışır yani lineer (doğrusal) mantık yöntemi çerçevesinde düşünce üretir. İnsanlar bir konuya odaklandıklarında aynı sonuçlara aynı yollardan geçerek ulaşabilirler. Yaratıcı olanlar ise bu yolları değil, çapraz düşünme yöntemi ile farklı yolları kullanarak düşündükleri için farklı sonuçlara ulaşırlar. İnsan zihni beş duyu organından elde ettiği bilgileri altıncı his dedikleri kendi ürettiği bilgilerle harmanlayarak farklı sonuçlara ulaşır. Farklı tecrübe ve bilgi birikimlerine sahip insanlar farklı bilgiler üretebilirler. Objelere ve nesnelere bakış açımızı bu bilgilerden ürettiğimiz tecrübelerimiz ve bunlara olan bakış açımız belirler.

Yaratıcı insanlar ise beynimizdeki nöronların birbiri arasında kurduğu bağlantıların tersine birbiri ile alakası olmayan unsurlar arasında bağ kurarak hayata bakabilen insanlardır. Aslında bu çocuklarda doğuştan var olan bir yetenektir. Çocuk zihni, gelen bilgileri mantık çerçevesinde değerlendirip kullanıyor olsa bile bir yetişkine göre önyargısı henüz oluşmadığı için hiç alakası olmayan unsurlar arasında bile bir bağ kurabilir. Okul insana bu yeteneğini kaybetmesi için gereksiz tüm bilgileri boca ederek yaratıcılığını öldürecek ortamı sunar. Eğitim müfredatları çocuğa uzun yıllar birbiri ile ilintili bağlar kurmasını ve mevcut ilişkili unsurlar arasında benzer ilişkiler kurmasını salık verir. Düzen, kültür, teknik, tecrübe ile bilgilerin standartlaştırılmış formlarının peşinden gitmeyi öğütler. Bu sebeple aile içinde ve çevrede yaratıcı fikre olan övgü ve destek olmayınca insan zamanla yaratıcılık cesaretini kaybetmeye başlar. Çünkü yaratıcılık büyük bir cesaret gerektirmektedir.

Lineer düşünme yönteminde her şey arasında periyodik ve sıradan mantıksal bir bağ kurulur. Çapraz düşünme yönteminde ise birbiri ile alakasız unsurlar arasında bağ kurulur. Örnek vermek gerekirse; Elma, yeşil elma, kırmızı elma, sarı elma objeleri birbiri ile düzgün doğrusal bir mecrada bağlantılıdır ama mor elma dediğimizde çapraz düşünme sürecine girmiş bulunuruz. ‘Sihirli Elma’ dediğimizde sınırların ve gerçek dünyanın dışına çıkmış oluruz. ‘Kare Elma’ dediğimizde de yine aynı şekilde birbiri ile ilgisiz ve bağlantısız şeyleri ters bir bakış açısıyla düşünmüş oluruz.

Peki yaratıcı insanlar neden bu yolu tercih ederler? Öncelikle buna iten bazı sebepler vardır. Farklı olma, yeni olana ulaşma arzusu, mükemmeliyetçilik gibi itkiler insanı yaratıcı olmaya iter. Her insan yaratıcı olabilir, her yaşta bu mümkündür ama bunu bir yaşam tarzı haline getirmeden, yaratıcı olmaya çalışmak çok daha zor bir eylemdir.

Küçük yaşlardan itibaren yaratıcılığı teşvik eden ortamlarda olmak ve yaratıcı meslekler ve hobilerle uğraşmak kişiyi hayatın her alanında yaratıcı bir kimliğe dönüştürür. Tasarımcılık, ressamlık, reklamcılık, sanat, bilim gibi meslekler insanı var olmayan, görülemeyen şeyleri göstermeye çalıştırarak yeni bir yetenek kazandırır. Fakat toplumda bu tür insanlar sıra dışı fikirleri ve bakış açıları nedeniyle dışlanmaya ve yalnızlığa itilebilirler. Belli bir süre sonra bazı yaratıcı düşünce sahipleri bu özelliklerinin artık kendi önlerinde bir engel olduğunu düşünmeye başlar.

Öykü kurgulama veya bir öykü fikri oluşturma konusunda ise bir yazarın öncelikle yazılmış ve var olan birçok eseri okuması ve gözden geçirip buna göre yeni olanın peşine düşmesi gerekmektedir. Ama pratikte bu imkânsızdır. Bu sebeple yaratıcı kişi öncelikle bir konuda lineer düşünme yöntemi ile var olabilecek ve tüm insanların ulaşabileceği fikir ve seçenekleri düşünüp bunları keşfedip, ardından hepsinin dışında yeni bir seçeneği bulmak için beyin fırtınası yapmaya yönelmelidir. Bulunan her yeni fikrin on tanesinden beş tanesinin her insanın kolaylıkla keşfedebileceği bir yapıda olduğunu bilmek gerekir. Fakat küçük yaşlardan itibaren yaratıcı düşünce peşinden koşan birisiyseniz bunu yapmanıza gerek kalmayabilir. Siz zaten olası ve ilk akla gelebilecek seçenekleri otomatik olarak devre dışı bırakmış olabilirsiniz.

Yine örnek vermek gerekirse; ‘Sihirli Kolye’ isminde bir öykü fikrine ulaşan biri bu yaratıcı keşfin ardından ‘Sihirli Masa’, ‘Sihirli Koltuk’, ‘Sihirli Bisiklet’ gibi yeni fikirlere ulaşsa bile öykü fikri özelinde bu bulunan yeni fikirler lineer yani doğrusal bir yapıda keşfedilmiş unsurlar ve öykü başlıkları olacaktır. Eğer bu öykülerin kurgularında da yeni yaratıcı unsurlar bulunamaz ve aynı sihir özelliği tercih edilirse basit bir dairenin içine girilmiş olacaktır. Böyle bir öykü yazıldığı için bir başka yazarın aynı isimde veya konuda benzer bir öykü yazması sıra dışı ve yenilikçi olma özelliğini ortadan kaldıracaktır. Ayrıca ‘Sihir’ kelimesinin çok genel olması daha sonra böyle bir öykü yazmak isteyenleri dar alana sıkıştıracağından, daha özel bir fonksiyonun yaratılmasını ihtiyaç haline getirecektir. ‘Sihirli kolye’ yerine ‘Sihirli Saat’ adında bir öykü kurgulamak lineer bir düşünce yolunda ilerlemek olacaktır. ‘Bisiklet’ ve ‘Zaman Yolculuğu’ konusunu işleyecek bir yazarın Bilgin Adalı gibi kitabının adına ‘Zaman Bisikleti’ adını vermesi isim seçimi anlamında yaratıcılığı ortaya koyacak bir seçim olmuştur. Aslında bu iki kelimeye bakınca ‘Geleceğe Dönüş’ filminde araba ile zaman yolculuğu yapan karakterlerin maceraları aklımıza gelen ilk çağrışımdır. Yarattığımız fikrin zihnimizde daha önce gördüğümüz her şeyle bir bağlantısı olabilir. ‘Zaman Asansörü’ dediğimizde ‘Uzay Yolu’ filmindeki zaman kapsülleri aklımızın bir köşesinden bize el sallar.

İşte tam bu noktada bunların çok ötesinde hiç düşünülmemiş ve mevcut yaratılmış unsurlarla hiç bağlantısı olmayan bir fikre ulaşabilmek oldukça zor ve komik karşılanabilecek bir eylem ve sonuçlarını ihtiva eder.

Tabi ki bir öykü sadece isminden ibaret değildir içerik de kapsamlı bir yaratıcılıkla oluşturulmalıdır. Bazen çok yaratıcı isme sahip kitapların içeriklerinin çok sıradan ve basit konular içerdiği görülmektedir. Aslında bu bir pazarlama tekniğidir.

Fakat gerçekten bazen iki üç kelime koca bir öyküyü özetleyebilir. İşte bu özellik ters düşünme yöntemi ile iki farklı kelimenin bir araya gelmesiyle bize koca bir öykünün ipucunu verebilir. Yazarlık atölyelerinde yapılması gereken ilk egzersizlerden biri bu olmalıdır. İki alakasız kelimeyi bir araya getirerek bundan çıkan çağrışımlarla bir öykü konusu, kurgusu ve karakterlerini inşa etmeye çalışmak kişiyi yaratıcı öykü fikrinden yaratıcı öykü kurgusuna adım adım götürecektir.

Çocuklarla yapılacak bir yazarlık atölyesinde bir kavanoz içine kâğıtlara yazılmış kelimeleri rastgele seçtirip, beyin fırtınası yapmalarını sağlamak, onların yaratıcı bakış açısını geliştirecektir. Bu yöntemler konu, kurgu, karakterlerin seçimi içinde geçerlidir.

Tüm bu süreçte yazar beyni hep onu kolay olana, basit olana yönlendirmeye çalışacak olsa da uzun soluklu bir yaratım sürecine girebilmek için bazen olaylara, fikirlere dışarıdan bakmak ve bakış açımızı değiştirmek gerekebilir. Yazıya uzun süre ara vermek ama gün içinde konuya sürekli odaklanmak gerekir. İnsan zihni konudan uzaklaşmaya çalışsa bile düşünmeye ve ilham aramaya, bağlantılı ya da bağlantısız olanlar arasında bağlantı kurmaya otomatik olarak devam edecektir. Bu süreçte aklına gelen fikirleri kaydetmek daha sonra üzerinde çalışmak için somutlaştırmak gerekebilir.

Yaratıcılığı geliştirecek diğer bir egzersiz ise var olan yazılmış öykülerin aynısını farklı içerikte yazmaya çalışmaktır. Örneğin Franz Kafka’nın ‘Dönüşüm’ isimli öyküsünü ‘Ben olsam nasıl yazardım?’ diyerek tekrar kaleme almak kişiyi yaratıcı olmaya sürükleyecek bir egzersiz olabilir. Bu durum yazara dar alanda sınırları zorlamaya neden olacak çok zor bir yazı deneyimini sunacaktır. Ya da bazı öykülerin yarısını okuyup diğer yarısını yazma egzersizini de denemek kurgunun yaratım sürecini öğrenmek açısından oldukça faydalı bir eylem olacaktır.

Sonuç olarak adeta bir yapbozun kayıp parçalarını bulmak ya da yeni bir yapboz tasarlamak gibi zihnimizdeki kelimeleri bağlantısız yöntemlerle bir araya getirip bağlantılı hâle getirmeye çalışmak, buna inanmak, bundan hoşnut olmak gerekmektedir. Geriye kalan ise karakterlerin birbiri olan etkileşimlerindeki diyalogların metinlerinin yaratıcı hâle getirilmesi, öykünün yol haritasının yaratıcı bir sürece dönüştürülmesidir. Son olarak yapılması gereken; giriş, gelişme, sonuç ve zaman gibi unsurların mantık hatası oluşturmayacak şekilde birleştirilmesi ve duyguların okuyucuya davranışlar ve olaylar silsilesi ile anlaşılır bir şekilde aktarılabilmesidir. Bunların tümü yaratıcı bir fikirle buluştuğunda artık yaratıcı bir öyküye sahipsiniz demektir.