Doğayı Korumak da Vatanı Korumaktır

MehmetOzturk
Mehmet Öztürk
15 Nisan 2026 4 dk okuma
Doğayı Korumak da Vatanı Korumaktır

Karadeniz… Yeşilin en derin tonlarını içinde barındıran, sisle örtülü dağları, gür ormanları ve çağlayan dereleriyle yalnızca bir coğrafya değil; bu milletin nefesidir. Giresun'un yaylaları, Trabzon'un vadileri, Ordu'nun ormanları… Bunlar sadece kartpostallık manzaralar değil, aynı zamanda gelecek nesillere bırakılacak en kıymetli mirasımızdır.

Ancak bugün bu miras ciddi bir tehdit altındadır. Üstelik bu tehdit tek başına değildir. Bir yanda maden faaliyetleriyle doğanın tahrip edilmesi, diğer yanda küresel ısınmanın giderek ağırlaşan etkileri… Bu iki unsur birleştiğinde mesele artık sadece bir çevre sorunu olmaktan çıkar; doğrudan doğruya milli bir mesele haline gelir.

Karadeniz Bölgesi, Türkiye'nin en yoğun orman varlığına sahip alanıdır. Türkiye genelinde orman oranı yaklaşık yüzde 29 seviyesindeyken, Doğu Karadeniz'de bu oran yer yer yüzde 60-70'e kadar ulaşmaktadır. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu, Karadeniz'in sadece bölge insanı için değil, tüm Türkiye için bir "doğal akciğer" olduğu anlamına gelir. Bir hektar sağlıklı ormanın yılda 10-15 ton karbon tuttuğu, yaklaşık 30-40 insanın yıllık oksijen ihtiyacını karşılayabildiği düşünüldüğünde, bu bölgenin gerçekten çok daha iyi anlaşılır. Karadeniz'in havası, suyu ve toprağı; aslında hepimizin ortak yaşam kaynağıdır.

Öte yandan küresel ısınma gerçeği artık inkâr edilemez bir noktaya ulaşmıştır. Artan sıcaklıklar, kuraklık, ani ve yıkıcı hava olayları… Türkiye de bu değişimden payını almaktadır. Ancak Karadeniz hâlâ yüksek yağış oranı, dengeli sıcaklık yapısı ve yoğun bitki örtüsü sayesinde ülkenin en yaşanabilir bölgelerinden biri olma özelliğini korumaktadır. Ne var ki bu denge son derece hassastır. Ormanların yok edilmesi, dağların delinmesi ve doğal yapının bozulması, bu avantajı çok kısa sürede ortadan kaldırabilir.

Maden faaliyetleri ise bu sürecin en tartışmalı başlıklarından biridir. Altın ve gümüş arama çalışmaları sırasında kullanılan yöntemler, çoğu zaman doğaya geri dönülmez zararlar vermektedir. Ormanlar kesilmekte, su kaynakları kirlenmekte, toprak yapısı bozulmaktadır. Kısa vadeli ekonomik kazanç uğruna yapılan bu müdahaleler, uzun vadede telafisi mümkün olmayan kayıplara yol açmaktadır. Çünkü bir orman yeniden büyüyebilir, ama yok edilen bir ekosistemin eski dengesine kavuşması onlarca yıl, hatta yüzyıllar sürebilir.

Tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekir: Milliyetçilik nedir? Sadece sınırları korumak mıdır, yoksa o sınırların içindeki hayatı da korumak mıdır? Gerçek milliyetçilik, yalnızca bayrağı savunmak değil; o bayrağın gölgesinde var olan toprağı, suyu, havayı ve doğayı da koruyabilmektir. Çünkü bir millet sınırlarını kaybederse bağımsızlığını, doğasını kaybederse geleceğini kaybeder.

Bugün Karadeniz'de verilen doğa mücadelesi, bu yüzden sadece çevreci bir refleks değildir. Bu, aynı zamanda milli bir duruştur. Bu toprakların emanete sahip çıkma bilincidir. Talan etmek değil korumak, tüketmek değil sürdürülebilirliği sağlamak, sadece bugünkü değil yarını da düşünmek… İşte gerçek vatanseverlik tam olarak budur.

Unutulmamalıdır ki vatan sadece harita üzerindeki çizgilerden ibaret değildir. Vatan; oksijeniyle, suyuyla, toprağıyla vardır. Ve o vatanı korumak, sadece dış tehditlere karşı değil; içerde yapılan yanlışlara karşı da durabilmeyi gerektirir.

Çünkü doğayı korumak, aslında geleceği korumaktır. Ve geleceği koruyan bir millet, vatanını da korumuş olur.