Ortadoğu'nun Yeni Misafiri, Yeni Dünya Düzeninin Başaktörü: Çin

AyşeDeniz
Ayşe Deniz
21 Ağustos 2026 4 dk okuma
Ortadoğu'nun Yeni Misafiri, Yeni Dünya Düzeninin Başaktörü: Çin

ORTADOĞU'NUN YENİ MİSAFİRİ, YENİ DÜNYA DÜZENİN BAŞAKTÖRÜ: ÇİN

Kavimler göçünün doğudan batıya doğru ilerlemesine şahitlik eden milletler, Uzak Doğu’nun, Orta Doğu’ya ilerleyişine de tanıklık edecektir. Milletlerin ve milletiyle bütünleşmiş devletlerin sömürge ve emperyalist düşüncelerini “kültür ve para aktarımı” adıyla yeniden şekillendiğini konuşmak haksızlık olmayacaktır. Tam olarak bu kapsamda Orta Doğunun açık pazar haline gelmesine kayıtsız kalamayan bir millet olan Çin'in ayak seslerini duyuyoruz. “Çin nasıl bir yol izledi? Neyi önceledi?” Bunu anlatalım.

Orta Doğu tarih boyunca büyük güçlerin rekabet alanı olmuştur. Son yıllarda bu arenaya yeni ve iddialı bir oyuncu daha katılmıştır: Çin. Uzak Doğu'nun en büyük tarih envanterine sahip olan, yazılı kaynakların hazinesini elinde bulunduran, geleneksel yapısını bozmayan, iki dağın arasından çıkamayan Çin…

Pekin’in bölgeye yaklaşımı, klasik Batı tarzı askeri müdahalelerden uzak, temkinli ancak sistematik bir genişlemedir. Ekonomik ağırlıklı bu varlık, zamanla jeopolitik ve kültürel boyutlara kadar uzanacaktır.

Çin’in Orta Doğu Politikası

Pragmatizm yani faydalı ve dengeli ilişkiler Çin’in Orta Doğu stratejisi; “non-interference” (içişlerine karışmama) ilkesi üzerine kuruludur. Bölgeyi öncelikle enerji güvenliği, ticaret pazarı ve Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) koridoru olarak görmektedir. Yakın vadede enerji ithalatını güvence altına almak, ticaret hacmini artırmak ve çatışmalara karışmadan istikrarı desteklemeyi öncelemektedir. Orta vadede BRI projelerini derinleştirmek ve çok kutuplu düzende normatif etki yaratmayı hedeflemektedir. Uzun vadede ise -ki bu asıl hedefidir- bölgeyi Çin merkezli tedarik zincirlerine entegre ederek jeoekonomik üstünlük sağlama amacı taşımaktadır.

“BRI Nedir?” diye soracak olursanız; Çin’in Orta Doğu’daki varlığının omurgasıdır. Limanlar, demiryolları, enerji projeleri ve serbest bölgelerle, bölgeyi Avrasya ticaret ağlarına bağlar. Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Umman gibi ülkelerde büyük yatırımlar yapmakta ve “Vision 2030” gibi ulusal planlarla uyum sağlanmaktadır.

Bununla birlikte Çin'in bölgesel etkileri çok yönlüdür: Altyapı gelişimi, istihdam, teknoloji transferi ve ticaret artışına katkısı olumlu olarak seyreder. Fakat tartışmalara açık boyutu da vardır: borç yükü, çevresel etkiler ve yerel sanayiye rekabet baskısı gibi…

Diğer yandan Çin standartlarının bölgede yayılması ABD etkisini dolaylı olarak da dengelemektedir. BRI, yani Kuşak ve Yol Girişimi; ekonomik kazanımların kültürel etkileşime zemin hazırlamasına yol açar.

Çin'in Orta Doğu Devletleriyle İlişkileri

Çin, modern tarihinde Orta Doğu ülkelerinden hiçbiriyle doğrudan savaşmamıştır. Moğol dönemi gibi eski etkileşimler hariç, bölge Çin için her zaman çeperin dışında kalmıştır. Bu tarihsel uzaklık, bugünkü düşük profilli yaklaşımı kolaylaştırmaktadır.

Türkiye ile ilişkilerde ise BRI-Orta Koridor entegrasyonu öne çıkar. Suriye konusunda ise iki ülke ayrı ayrı hareket eder. Türkiye güvenlik ve siyasi alanda derinleşirken, Çin temkinli ekonomik ve diplomatik adımlar atar. Ortak bir “üçlü mekanizma” bulunmasa da genel istikrar konusunda görüş birliği vardır.

Çin, Suudi Arabistan-İran normalleşmesi gibi arabuluculuklarla “tarafsız güç” imajı çizmekte, Filistin sorununda iki devletli çözümü savunarak kültürel ahlak prensibine uymaktadır. Ancak askeri girişimlerden kaçınır; Djibouti’deki sınırlı üs varlığı dışında güvenlik taahhüdü vermez. Asıl amaç ekonomik kazanımlar olsa da, bunlar kültürel ve insani etkileşimi de tetiklemektedir. Pekin, bölgeyi hegemonya aracı olarak değil, karşılıklı fayda alanı olarak konumlandırır. Ancak başarı, yerel aktörlerin tepkilerine, borç sürdürülebilirliğine ve küresel çapta rekabete bağlıdır. Orta Doğu’nun yeni misafiri, sessiz ancak kararlı adımlarla yol almaktadır. Bu varlığın kalıcılığı ve derinliği, hiç şüphe yok ki hem fırsatlar hem de yeni dinamikler yaratacaktır.

Çin’in “kazan-kazan” söylemi, bölgenin çok kutuplu geleceğinde önemli bir testten geçmektedir. Mevcut düzende resmi adımlar atılmasa da yakın tarihte Türkiye-Çin arasında Orta Doğu'nun yeniden şekillenmesi hususunda ortak birçok anlaşma, proje hayata geçirilecektir.

Tarih severler bilirler ki; geçmişte birbirleriyle savaşmış, aynı coğrafyayı paylaşmış her millet, geleceği de birlikte tayin ederler.