Talat Paşa'nın Tabutu Önünde

AnilKara
Anıl Kara
Türkolog
15 Aralık 2025 3 dk okuma
Talat Paşa'nın Tabutu Önünde

Mithat Cemal Kuntay, 1943.

Alnındaki ter, bir vatanın döktüğü terken, Nabzındaki kan belki de bir nesle yeterken,

En sonra, şu torba kemik sen misin? Anlat! Biz dipdiri verdik seni bir devlete Tal'at!

Takriben adamlık sana yetmezdi, tamamdın, Sen kitle adam, millet adam, bayrak adamdın.

En sevdiğin insan senin, çıplak olandı; Şanlar, senin ölçünle palavraydı, yalandı!

İnsanların insanlara verdikleri şanlar, Göğsünde kalır, kalbine girmezdi nişanlar!

Asla derileşmezdi vezir esvabı sende, Sen zorla büyüktün, ne kadar istemesen de!

En sonra eğildinse de kurşunla eğildin, Altınlar akarken de züğürt ölmeyi bildin!

Neymiş sana heykel? Ne demekmiş sana türbe? Arkanda kalan tertemiz ismin yetişir be!

Bu şiir, 15 Mart 1921 tarihinde, Berlin'de, Ermeni bir komitacı tarafından sırtından vurularak şehit edilen Talat Paşa'nın hatırasına yazılmıştır. Bu şiirin öne çıkan hassalarından biri ilk mısra haricinde hiç mübalağa sanatı yapılmamış olmasıdır. Paşanın hayali, dehası ve gayreti göz önünde bulundurulduğunda elbette şairin ilk mısrayı söylemekte ne kadar haklı olduğunu hemen anlaşılacaktır.

Fakat kastımız -söz sanatı kadar bile olsa- şiirin geriye kalan bölümlerinde mübalağa sanatıyla bir süslemenin yapılmadığı ve ifadelerin Paşanın bizzat deneyimlediği, başından geçmiş hakiki tecrübeleri olduğudur. Öte yandan her parçası gayet açık ve anlaşılır olan bu manaları tekrar yarıp incelemenin bir lüzumu da yoktur. Fakat altını çizmekte fayda var ki "altınlar akarken de züğürt ölmeyi bildin" ifadesi, içeriğinde bugün milleti temsil eden makamların tamamen unuttuğu faziletlerden birini barındırıyor…

Bir sadrazam tasavvur edin ki sadaret konağına -masrafları karşılayacak maddi durumu olmadığı için- taşınamayıp kirada otursun! Sonra padişahın kendisine ev alması için teklif ettiği ihsanını reddetsin! Hatta belki evinden sefer tasıyla getirdiği yemekleri yesin! Bu unvanın onu kahvehanelere, halkın arasına karışmaktan alıkoyduğunu üzüntüyle dile getirsin! En sonra şehit edildiği gün yüzü ve bedeni bir örtüyle örtünmüş olan bu adam, eskimiş ayakkabılarının altındaki delikten tanınsın!

Türk tarihi ve siyasetinin mühim şahsiyetlerinden biri olan Paşanın cenazesi yapılan siyasi girişimlerle ancak yirmi iki (22) yıl sonra, 1943 yılında Türkiye'ye getirilmiş ve ulusal bir cenaze töreni düzenlenmişti. İşte bu şiir, memleketine ilk kez gelen bu tabutun önünde söylenmiş sade bir şairin değil, bir milletin hisleridir.

AnilKara
Anıl Kara

Türkolog