Türk Aydınında Milli Kültür ve Medeniyet Anlayışı

Türk Aydınında Milli Kültür ve Medeniyet Anlayışı

Türk aydınının Batılılaşma sorunu çerçevesinde baktığı Kültür ve Medeniyet konusunda kavram karışıklığı, Tanzimat'tan günümüze kadar Türk aydınları için tartışma konusu olmuştur. Medeniyet ifadesi son iki yüz yılda Avrupa/Batı Medeniyeti kastedilmiş; Batı Medeniyetinin tatbikinde başarılı olamamak aynı zamanda medeniyet dışı kalmak olarak algılanmıştır. Birkaç istisna dışında Türk aydını Batının Medeniyetini kendi toplumu lehine kabul ederken, medeniyetle birlikte gelebilecek kültürel unsurlara karşı tedbirli davranmıştır. Kendine ait olmayan değerlerin transferinde aşırıya kaçılmasının yozlaşmaya ve kimlik kargaşasına sebep olacağından korkarak çeşitli vesilelerle uyandı bulunmuşlardır. Bu aşamada Batı ilmini kastederek kullanılan "Medeniyet" ile yerel değerleri kastederek kullanılan "Milli Kültür" birbirini dengeleyen ve denetleyen kavramlar olarak görev yapmıştır.

Tanzimat'tan itibaren "medeniyet" Türk aydını için bir hedef olmakla beraber Ziya Gökalp'e kadar kavramsal çerçevesinin çizilmediği görülür. Gökalp, kültür ve medeniyet kavramlarının birbirinden farklı olduğunu, kültürün milli ancak medeniyetin milletlerarası olduğunu ileri sürmüştür. Ziya Gökalp ile beraber "kültür", "milli kültür" formuna bürünmüştür. Buna göre gelişi kaçınılmaz gözüken yeni sistemde milli birliği sağlayacak içsel dinamik olarak "kültürü" (hars), içinde bulunulan bunalımdan çıkış için; "medeniyet"i ise gerekli olan gelişim için tariflemiştir.

Mümtaz Turhan'a göre kültür, bir toplumu diğer toplumlardan farklı kılan özellikleridir. Farklı toplumların, müşterek medeniyetlerine rağmen birbirinden ayırt edilen dil, din, sanat, müşterek hatıralar, gelenekler, örf ve adetler gibi sayısız kültür farklılıkları bulunmaktadır. Milli kültürlerin tasfiye kabiliyeti sayesinde bazen kabul edilen bir kültür unsurunun uyum göstermemesi sebebiyle kısa bir süre sonra terk edildiğini söylemektedir.

Erol Güngör, bir ülkenin başka bir ülkenin sadece teknolojisini ya da manevi kültürüne ait unsurlarını almak istese bile başarıya ulaşamayacağını ve teknolojideki değişmelerin kültürün manevi sahasında da değişimlere zemin hazırlayacağını veya tam tersi olarak inanç ve tutumlardaki değişimlerin de teknolojik değişimleri hazırlayacağını söylemektedir. Güngör, Ziya Gökalp gibi aydınların milliyetçilik anlayışını, modernleşme ile birlikte zayıflayan milli kimliği çeşitli yollarla koruma refleksi olarak değerlendirmekte; kültür ve medeniyeti birbirinden ayırmayan ve her şeyi Batıdan alabileceğimizi iddia eden Batıcı aydınların görüşünü de eleştirmektedir.

Tanzimat'tan Cumhuriyete olan dönemde aydınlar daha ziyade medeniyetin ilim, teknik yönünü vurgulayarak, bir kurtuluş reçetesi olarak sunmaktadırlar. Milli kültüre olası etkilerine karşı medeniyet ve kültürü ayırarak neyi alıp neyi almamak gerektiği konusunda bir harita çizmeye çalışmışlardır. Cumhuriyet sonrası aydınlarda – özellikle 21. yüzyılın ikinci yarısından itibaren – ise artık kültür değişmeleri konusu çözülmesi gereken bir sorun olmuş; Batı medeniyetinin tatbiki ile birlikte gelen yabancı kültürlerin, milli kültür üzerinde yaptıkları dejenerasyon, aydınların yeni ilgi alanı haline gelmiştir. Yılmaz Özakpınar'da "kültürün seçme gücü", Mümtaz Turhan'da "milli kültürlerin tasfiye kabiliyeti" bu bağlamda değerlendirilmesi gereken kavramlardır. Ayrıca Erol Güngör'deki Avrupa'da tek bir medeniyet olmadığı iddiası, İbrahim Kafesoğlu'ndaki 4000 yıllık Türk kültürü referansı, 21. yüzyıl aydınlarındaki Batının medeniyet ihracı amaçlı yoğun saldırısına karşı oluşan bir refleksin göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Milli kültürü erozyona uğratmadan medeniyet treninde yolculuk etmeye çalışmak, çok farklı kültür, din ve siyasal sistemlerle çevrelenmiş bir coğrafyada konumlanmış olan Türkiye için, aydınlarının üzerinde çalışması gereken bir konu olmaya devam edecektir.

FusunKayanArdaman
Dr. Füsun Kayan Ardaman

Siyaset Bilimi Uzmanı