Bir Şehrin Portresi: Üsküp

Bir Şehrin Portresi: Üsküp

Üsküp, Balkanlar'ın ortası sayılabilecek bir konumda, Kuzey Makedonya'nın başkenti ve en büyük şehri… Merkezi konumunun sonucunda oluşmuş çok etnikli yapıya ve zengin tarihi mirasa sahip olan bu Balkan şehri 1392 tarihinde Osmanlı Türklerinin egemenliğine girmiş, 521 yıl boyunca Osmanlı idaresinde kalmış ancak 20. yüzyıl başlarından itibaren Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı döneminde şehirde Türk kimliğinin silinmesi hedeflenmiştir. Türk ve Müslümanların ülkeden ayrılmasına müsaade eden 1953 yılı Türklerin Tahliyesi Anlaşması, Üsküp'ten Türkiye'ye göçü hızlandırmış. Türk nüfusunun oranında yaşanan ciddi azalışın yanı sıra Türk-İslam kimliğinin somut delillerini olan mimari eserlere karşı yürütülen "Skopje 2014" projesi de oradaki kültürel izlerimiz açısından epey yıkıcı olmuş. Üsküp şehir merkezini tamamen yenilenmesini hedefleyen proje kapsamında her yere devasa haçlar ve yüzlerce heykeller dikildiği gibi 34 yeni antik mimari tarzda kamu binası inşa edilmiş. Makedon ulus bilincini inşa etme felsefesi üzerine hazırlanan bu proje ile Taş Köprü ve Türk Çarşısı heykeller ile kapatılmış ve çarşının bir kısmı proje kapsamında maalesef yıkılmış.

2021 yılında yapılan tartışmalı nüfus sayımına göre Üsküp'ün 508.073 kişilik nüfusunun 7.922'i Türk olarak kayıtlara geçmiş. Bu son sayımdaki verilere göre hali hazırda Arnavut ve Boşnaklarla beraber yaklaşık 132.000 Müslüman-Türk nüfus, ağırlıklı olarak Vardar Nehri'nin (akışına göre) sol kıyısında ve Saray bölgesinde ikamet ediyor. Vardar nehri doğal bir dekor olarak çoklu kültürün ve dilin hüküm sürdüğü Üsküp'ün ortasından, iki yakayı coğrafi olduğu kadar kültürel, etnik olarak da ayırır şekilde akıyor.

Şehrin ruhuna baktığınız zaman ise nehrin Müslüman tarafındaki camilerden yayılan Türkçe hutbe ve vaazların yüzlerce yıllık kadim zamanların hatırasını canlı tutma çabasında olduğunu hissedebiliyor, şehrin bu kesiminde Türkçe konuşarak dolaşabiliyorsunuz. Şehrin simgesi Fatih Sultan Mehmet Köprüsü (Taş Köprü) ile Osmanlı döneminden kalan Balkanlardaki çarşıların en büyüğü olan yedi yüzyıllık Üsküp Türk Çarşısı, camilerin yanında han, hamam, ve çeşmelere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Arnavut kaldırımı sokakları, Osmanlı mirası olan Sultan Murad Camii, Kurşunlu Han ve Davut Paşa Hamamı gibi yapıları birbirine bağlıyor. Üsküp çarşısında Osmanlı'nın sosyal yapısının hala devam ettirdiğini görebiliyorsunuz.

Orijinal hali korunmuş eski çarşı adeta yüzyıllar öncesine açılmış pencere gibi, bir Anadolu şehrindeki çarşıdan pek farkı olmayan bir yer… Sesler, dükkanlar, simalar, yemekler, kokular her şey kendinizi oraya ait hissetmenize vesile oluyor. Çektiğiniz fotoğraflarda bir film platosu gibi geçmişle bugünü aynı karede buluşturabiliyorsunuz. Türk turistlerin "vatanımdan uzakta vatanım gibi" diyecekleri bir ortam… Aramızdaki bağın kopmadığını yerli halkın gözlerinden, sözlerinden gayet net hissedebiliyorsunuz. Artık yaşları ilerlemiş olsa da 1950'lerde Türkiye'ye göçenler, akrabalarının, hatıralarının peşi sıra gidiş gelişi durdurmamış, göçmek zorunda kalmışlar ama terk etmemiş, ellerini üstünden hiç çekmemiştir.

Özellikle ziyaretinizi Ramazan ayına denk düşürürseniz 7 den 70'e yapılan toplu iftar ve sahurları, camileri dolduran cemaati, iftar sonrası canlanan sokakları keyifle gözlemleyebiliyorsunuz. Avrupa kıtasında içebileceğiniz en lezzetli sular, yiyebileceğiniz en lezzetli etler ve tabii ki börekler de çarşı içinde sizleri bekliyor.

Şehrin Türk tarafı, bu eski zamanın romantikliği, sadeliği, sadeliğin içindeki asaleti, mağrur duruşu ve mütevazılığı ile size hüzünle karışık bir huzur verirken Taş Köprü'nün diğer tarafında bambaşka bir rüzgârla karşılaşıyorsunuz. Köprüden Makedon tarafına geçtiğinizde 22 metrelik Büyük İskender heykeli de dâhil gözdağı vericesine gereksiz büyüklükte inşa edilmiş, uydurulmuş ya da komşu ülkelerden ödünç alınmış tarihi karakterlere ait heykellere rastlıyorsunuz. Vodna tepesine dikilen, "Hilal'e karşı üstünlük bizde" dercesine duran devasa ışıklı milenyum haçı ise minarelere meydan okur gibi, Müslüman varlığına arsızca bağırır gibi şehre tepeden bakıyor.

Makedon tarafı, Türk Müslüman tarafını taciz eder gibi inşa edilmiş bu devasa resmi binaları, devasa haçları, aralarında Osmanlı'ya isyan etmiş eşkıyaların da bulunduğu devasa heykelleri ile bir Makedon kimliği oluşturmaya çalışıyor, Türk tarafında yüzyıllardır asilce duran gerçek tarihi karşısına ancak bu şekilde yer edinebileceğini düşünüyor. AB'nin finanse ettiği bu heykellerle kendine yeni tarih yaratıyor ve üstüne üstüne geliyor Türk Müslüman tarafının. Batı Avrupa'nın eteğine yapışıp Türk Müslüman kesimlere bu görgüsüz görsellikle bağırma edepsizliği buram buram hissediliyor.

Tüm bu sinsi taarruz karşısında Türk Müslüman kesimler varlıklarının temeli olan kültürel kimliklerini korumak için bir oldubittiye direnme çabasındalar zira bu tarz çok kültürlü coğrafyalarda küreselleşmenin yarattığı erozyon daha hızlı oluyor. Farklı etnik yapıların bir arada durmaya çalıştığı bu coğrafyada Makedonlar yüzlerini AB'ye, Müslüman gruplar da Türkiye'ye dönmüşler. Türkiye ne kadar güçlüyse biz de o kadar rahat nefes alıyoruz diyorlar.

Türkiye merkezli kurum ve kuruluşların varlığı da ülkedeki Türklerin kimlikleri muhafaza etme konusundaki sığınağı, destekçisi olmuş. Türkiye ile ilişkilerini geliştirmek, kendi kültürlerine, tarihlerine aidiyetlerini arttırmak amaçlı projeler geliştirme çabaları var. Bu anlamda Kuzey Makedonya'daki Türklerin varlığının en büyük göstergesi olarak 21 Aralık Türkçe Eğitim Bayramı özel bir yer tutuyor. Ya kaybolacak ya kimlik ya da milli ve manevi değerleri sahiplenip nesillere aktararak Türk kimliğinin muhafaza edilmesi söz konusu ve başka bir seçenek yok.

Osmanlının dağılmasından sonra Balkanlarda yaşayan Türk kimliğinin asimile edilmesine rağmen bugün Balkanlardaki Türk Müslüman ruhunun hala ayakta ve direnmeye devam ediyor olması çok önemli. Tabii bireysel olarak bizim de üstümüze düşenler var; Üsküp garip bırakılmamalı, Balkanlardaki bu kalemizi düşürmemeli, "Türkiye'nin Türkiye'den ibaret olmadığı" yaklaşımı ile bu coğrafyada soydaşlarımızın varlık mücadelesine destek verilmelidir. Üsküp, günümüzde Türk kimliğinin Balkanlardaki temsilcisi, o nedenle mutlaka gidip görmeli, oralarda görünmeli, biz hala buradayız demeli…

FusunKayanArdaman
Dr. Füsun Kayan Ardaman

Siyaset Bilimi Uzmanı