
Bir Şehrin Portresi: Üsküp
Üsküp, Balkanlar'ın ortası sayılabilecek bir konumda, Kuzey Makedonya'nın başkenti ve en büyük şehri… Merkezi konumunun sonucunda oluşmuş çok etnikli yapıya ve zengin tarihi mirasa sahip olan bu Balkan şehri 1392 tar...

Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi’nin huzurunda beş gün…
Türkistan’dan yükselen ışık Pir-i Türkistan, Hazreti Sultan... Türk dünyasının gönül mimarı, bir büyük ahlak, aşk ve irfan adamı, Türk dil ve kültürünün en önemli isimlerinden biri… Türk Müslümanlığının kaynağı, İslam’ın aşk ve irfan kıvılcımını Türk boyları arasında tutuşturan, İslam’ı berrak Türkçe ile yazdığı “hikmetlerle” Türk’ün gönlüne yerleştiren ilk Türk mutasavvıfı…
İşte böyle derin manaya sahip, nazarında Pir-i Türkistan ve Farabî’den Uluğ Bey’e, Cengiz Han’dan Emir Timur’a uzanan fatihlerin ayak izlerini süreceğimiz Türkistan şehri...
Burada Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi’nin varlığını ve tarihi hatırasını ölümsüzleştiren, Ahmet Yesevi’nin türbesini inşa eden Emir Timur’a da saygımızı belirtmek istiyorum.
***
Yaklaşık beş saatlik bir uçuşla varıyoruz Türkistan’a. Sabahın erken saatlerinde dizginleyemediğimiz bir heyecanla ata yurda ayak basıyoruz. Konaklayacağımız oteller bölgesi Kervansaray’a doğru yola koyulurken Avrupa’ya gittiğimizde içine sürüklendiğimiz yabancılık duygusundan çok uzağız.
Yol boyunca Türk İslam mimarisini en görkemli ve güzel haliyle yansıtan cami ve kültürel eserleri uzaktan seyrediyoruz. Tarihi ve kültürel kimliğin bir şehrin mimarisine nasıl yansıtıldığını biraz da hayranlıkla izliyoruz.
Türkistan şehrine iner inmez gözünüze çarpan şey uçsuz bucaksız topraklar ve bu coğrafyaya uygun mimaridir. Yollar çok geniş, yol boyunca Türkiye’de gördüğümüz yol kameraları dikkatimizi çekiyor. İnsanlar sokaklarda sigara içmiyor ve sigarayı yere atmak yasak. Sürücülerin hız sınırına uyması ve camdan kolunuzu çıkarmayın ikazı bizi şaşırtan ilk konu... İnsanların güler yüzlülüğü ve misafirperverliği ise unutulacak cinsten değil. Ata yurdumuza ilk gelişimizde Türk kardeşliğini iliklerimize kadar hissediyoruz.
Oteller bölgesi olarak da bilinen Kervansaray, içinde otel ve restoranların bulunduğu geniş araziye inşa edilmiş açık bir alışveriş merkezidir. İstanbul’daki Venezia alışveriş merkezini andırıyor ama Kervansaray çok büyük bir alışveriş ve yaşam alanı. Ortasından yapay bir nehir akıyor ve her akşam burada gösteriler düzenleniyor. Gündüz değil ama akşamları çok canlı…
***
Kazakistan coğrafya bakımından geniş bir ülkedir. Türkiye’nin neredeyse 3,5 kat büyüklüğünde. Oysa bu büyük coğrafyada yalnızca 20 milyon Kazak Türk’ü yaşıyor. Başkenti değiştirmişler. İlk başkent Almatı (Alma-Ata) Çin’e yakınlığı nedeniyle uygun bulunmamış olmalı ki daha kuzeydeki Astan yeni başkent olarak kabul edilmiş.
Türkistan şehri adeta Pir-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevi ile kimlik bulmuş bir şehir. Bu kimlik şehirde yaşayanlara yansımış ve Kazakistan’ın diğer şehirlerine nazaran halk oldukça muhafazakâr. Ben mimari olarak değil ama manevi hava bakımından Konya’ya çok benzettim. Türkistan 2021’de Türk Konseyi tarafından “Türk Dünyası’nın Manevi Başkenti” ilan edilmiş.
Türkistan’a ilk geldiğimiz günden itibaren Kazak toplumunun yaşam biçimini, sosyal ilişkilerini ve kültürünü anlamak, ortak yönleri bulmak adına ilk olarak şehir merkezi, pazar yerleri, park ve bahçelerinde gezindik.
Özellikle Eski Pazar diye bilinen yer bizim Eminönü, Mısır Çarşısı civarını andırıyor. Türkistan bir sınır kenti olduğu için burada ticaret yaygın, sokak ve pazarlarda gezinirken çok sayıda Özbek ve Ahıska Türkleri ile karşılaştık. Dil bakımından Kazak soydaşlarımızdan daha kolay anlaşma imkânı olduğu için sohbet etme fırsatı yakaladık. Türkiye’deki pazarlardan hiç farkı olmayan bu pazarda at ve koyun etleri açıkta satılıyor. Ne ararsanız bulabileceğiniz büyüklükte bir yerdi Eski Pazar. Fiyatlar da Türkiye’den farklı değil. Türkiye’den farklı olarak telefonlarda Kaspi diye bir uygulama var çoğunlukla ödemeler bu uygulama vasıtasıyla yapılıyor. Bu arada Rusça burada maalesef hâlâ çok canlı; şehir tabelaları Kazakça ve Rusça...
Yeme içme konusuna gelince burada et kültürü at eti üzerine şekillenmiş. At eti burada en pahalı et. Hatta bir Kazak dostumuz Türk’ün softasında et olur o da at eti olur gibi bir söz de etti. Bu sözün arka planında biz Anadolu Türklerinin yemek kültüründe önemli bir yer kaplayan sebzeli yemeklere atıf vardı. Elbette sığır ve koyun etiyle yemekler yapan restoranlar olsa da burada bütün restoranların ana menüsü at eti üzerine kurulu. Ben ilk üç gün at etinden yapılan yemekleri tattım. Özellikle “beşparmak” isimli yemek Kazak mutfağının değişmezi…
Ayrıca burada zengin bir çay kültürü var. Fakat bizim bildiğimiz siyah Türk çayı değil; bir tür sütlü çay... Kazak kültüründe çay çok önemli bir yer tutuyor. Adeta bir ritüele dönüşmüş. Çay, burada bir anlamda misafirperverliğin sembolüdür. Kâselerde içiliyor ve yemeklerden önce ikram ediliyor.
Sokaklarda dolaşırken Kazakların Türkleri ve Türkçeyi sevdiklerini anlıyorsunuz. Kazak kimliği giderek güçlense de kendilerini Türk Milletinin bir parçası görüyorlar. Türkiye’ye duydukları sevgi ve hayranlığın yanı sıra Türk dizilerini izlediklerini ve dizilerden Türkçe öğrendiklerini anlıyoruz. Dil bakımından anlaşmakta zorlansak da Türk olduğumuzu anladıklarında bize gösterdikleri sıcak yaklaşımı belirtmeyi bir görev sayıyorum.
Bu topraklarda gezerken öğrendiğim en ilginç şeylerden biri, “Yedi Ata Kuralı” idi. Kazaklarda boy bilinci çok yüksektir ve neredeyse tüm Kazaklar yedi atasını bilmek zorundadır. Üstelik yedi ata silsilesinde bir çakışma söz konusu olursa evlilik yapmak bir anlamda yasaktır.
***
Son yıllarda yapılan yatırımlarla büyüyen ve canlanan bir şehir Türkistan. Türkistan’ın bence en göze çarpan özelliği uzun süren Sovyet işgaline rağmen tarihi kimliğine sahip çıkarak çok sayıda hafıza mekânları oluşturmasıdır. Kültürel miras alanlarının önemli bir hafıza mekânı olduğu gerçeğinden hareketle Kazak kimliğini güçlendiren bir şehircilik anlayışı hâkim Türkistan’da. Kırsal özellikleri barındırsa da Türk İslam mimarisinin en güzel eserlerini de barındıran şehre türkuaz ve toprak rengi hâkim. Anıtlar, heykeller, müzeler, park ve bahçeler hep bu kimliği güçlendirecek biçimde inşa edilmiş.
Şehir merkezinde yüksek katlı binalar yok. Tek katlı veya 2 katlı evler ve yüksek olmayan iş merkezleri var. Dini ve milli kimliğin hâkim olduğu şehirde Hoca Ahmet Yesevi’nin türbesinden daha yüksek konut yapımına izin verilmiyor. Son dönem de şehir merkezinden uzak Yeni Türkistan olarak bilinen bölgelerde yeni, yüksek konut yapımına müsaade edildiğini gördük.
Türkistan’dan bahsederken pek çok kutsal ziyaret yeri, mezar, yatır ve türbenin varlığı dikkat çekici. Bu yerleri ziyaret ettiğimizde gördük ki Güney Türkistan’da Türk Müslümanlığının en temel özellikleri arasında olan evliya kültü ve yatır ziyareti dini hayatın merkezinde. Kazak Türkleri hem bu kutsal ziyaret yerlerine büyük ihtimam gösteriyor hem de manevi dünyalarında büyük yer tutuyor. Biz ziyaretlerimizde bazı konulara dikkat etmediğimiz için birkaç kez uyarıldık.
Güney Türkistan İslam’ın ilk yayıldığı bölgelerden birisi ve burada İslam’ın Türk topluluklarında hayat bulmasının en önemli sebebi Pir-i Türkistan’ın varlığı ve İslam’ı Türk topluluklarının idrakine uygun yayması.
Türk tarihçiliğinin büyük ismi Köprülü, Ahmet Yesevi’nin tarihi rolünü şu sözlerle netleştirir: “Yesevi’nin Türk tarihindeki ehemmiyeti, yalnızca beş on parça yahut birkaç cilt tasavvufi manzumeler yazmış eski bir şair olmasında değil; İslamiyet’in Türkler arasında yayılmasıyla başladığı asırlarda, onlar arasında ilk defa bir tasavvuf mesleği vücuda getirerek ruhlar üzerinde asırlarca hüküm sürmüş olmasındadır.”
Muhterem Köprülünün dediği gibi Ahmet Yesevi’yi yüzlerce yıldır ölümsüz kılan, İslamıı Türk topluluklarının yaşam ve kültür yapısına uygun biçimde ve özellikle tasavvufi bir anlayışla yayması, İslamın emir ve yasaklarını Türkçe “hikmetlere” sığdırmasıdır. Pir-i Türkistan hikmetleriyle İslamın bu topraklarda tutunmasının önünü açmakla kalmamış dervişlerinin öncülüğünde Anadolu’ya taşımıştır.
Yeri gelmişken kullandığımız Türk Müslümanlığı kavramını da izah edelim; Türk Müslümanlığı İslamın Türklerin zihin dünyasındaki yeri ve konumuna işaret ederken aynı zamanda İslamı nasıl anladıklarına, algıladıklarına ve nasıl uyguladıklarına da vurgu yapar. Yani Türk Müslümanlığı İslam’ın Türk kültür ve toplumsal yapısına özgü anlayışı ve uygulamalarıdır.
***
Türkistan’a gelindiğinde ziyaretler önce Pir-i Türkistan’ın mürşidi sayıldığı için Aslan Baba türbesinden başlıyor ama biz bu manevi yolculuğa Türk Müslümanlığının Piri kabul ettiğimiz Hoca Ahmet Yesevi’yi ziyaret ederek başlamak istedik. Türbe eski Türkistan sayılan bölgenin merkezinde ve Unesco Dünya Mirası listesindedir. Etrafı geniş ve çok güzel parklarla çevrili; bu parkların içinde müzeler, ziyaret edilebilecek kültür merkezleri var.
Türbe tüm ihtişamı ile karşımızda dururken heyecanlandığımızı söylemek zorundayız. Adeta bir hac eda edermişcesine saygıyla türbeyi gezerken turkuvaz çinilerle süslenmiş duvarları büyülenmiş gibi izledik. Türbenin inşasına 1389 yılında başlanmış ama Timur’un 1405 yılında ölmesi türbe tamamlanamamış. Biz türbenin en önemli eseri olan Toy Kazan’ı göremedik ama Pir-i Türkistan’ın ders verdiği bölüm olan Ak Saray, küçük odalar ve Pir’in kabrinin bulunduğu özel bölüm dâhil her yeri ziyaret etme imkânımız oldu.
Türbenin hemen dışında bir küçük türbe daha var. Burada Timur’un torunu, Uluğ Beyin kızı Rabia Sultan Begüm yatıyor. Kubbesi yine turkuvaz ve çinilerle süslenmiş.
***
Türkistan’da bulunduğumuz bir başka gün şehrin 55 km güneyindeki Arslan Baba Türbesini ziyaret ederek Otrar Antik şehrini gezdik. Arslan Baba veya Arslan Bab, Hoca Ahmet Yesevi’nin ilk hocası kabul ediliyor. Burada Arslan Bab’a dair bir sürü efsane anlatılıyor. İki kanadı olan türbenin bir kanadında Arslan Baba’nın kabri, diğerinde ise sade bir cami bulunuyor.
İlginç olan bir detay ise şu; türbenin etrafı sayamadığım kadar çok kabirle çevriliydi. Türbenin dışına çıktığınızda etrafta türbe şeklinde inşa edilmiş kabirler dikkatinizi çekiyor. Bu arada türbeyi ziyaret edenlerin sayısının çokluğu da bir başka önemli husus…
Yazımın başında da belirttiğim gibi Türkistan’a ilk ayak bastığımız andan itibaren hissedilen manevi iklim ve Kazak Türklerinin dine saygılı yaklaşımının merkezinde olan evliya kültü türbelere saygıyı Arslan Bab türbesinde de gördük. İslam öncesi atalar kültü inanışı bu coğrafyada da evliya kültüne dönüşmüş.
Arslan Baba ziyaretimizin hemen ardından buraya çok yakın olan Farab bölgesine geçiyoruz. Farab büyük Türk İslam filozofu Farabi’nin doğduğu yer. Burada Otrar antik şehrini ziyaret ediyoruz. İpek Yolu üzerindeki bu şehir yerleşim ve ticaret için kullanılan çok geniş bir alanın içinde bulunuyor. Bu alanda yapılan kazılar farklı dönemlere ait çok sayıda tarihi mekânın varlığını ortaya koyuyor. 13.yüzyılda Harzemşahların yaşadığı bu kadim Türk şehri de Moğol istilasından kaçamıyor ve Cengiz altı aylık bir kuşatmadan sonra şehri ele geçirmiş.
Şehir Anadolu’da rastladığımız kale yapısından çok farklı. Kerpiçten kalın duvarlarla çevrili ve çamur ile sıvanmış. Uzaktan bakıldığında toprak görünümüyle buranın tabiatı ile çok uyumlu. Kalenin mimarisi gördüğüm hiçbir kaleye benzemiyor. Kalenin kapısı ve kapı üzerindeki işlemeler en etkilendiğim an diyebilirim. Türkleri bozkır göçebe toplumu olarak sınıflandıranların mutlaka görmesi gereken bir kaledir Otrar Kalesi. Çünkü kalenin içini gezdiğinizde saray, cami, hamam, açık namazgâh ve su kanalından geriye kalanlar burada parlak bir kültür ve medeniyetin kurulu olduğunu hissettiriyor insana.
***
Türkistan gezi notlarımızı paylaşırken Yesevi Üniversitesinde katıldığımız Ahmet Yesevi Yolunda Ahi Evran ve Ahilik sempozyumundan mutlaka bahsetmeliyiz. Türk İslam medeniyetinin köklü değerlerinin ele alındığı bu organizasyonda yer almak ve Yesevi Üniversitesinde üç gün geçirmek de bu gezinin bize kattıklarındandı. Üniversite içinde yer alan müzeden de çok etkilendiğimizi belirtelim.
Ahilik geleneğinin Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan köklü geçmişi ve Türk toplumsal yapısına katkılarının ele alındığı sunumların sonrasında Yesevi Üniversitesi yerleşkesinde gerçekleşen Nevruz etkinliklerine katıldık. Türk kültürüne ait zenginliklerin sergilendiği çadırları ziyaret ettik ve oyunları coşkuyla izledik. Mesela bu coğrafyada uygulanan bağ kesme, geleneksel kız isteme merasimi, misafir ağırlama kültürü gibi pek çok Türk kültürüne ait uygulamayı ilgiyle izlerken sergilenen dans ve gösterilerden de büyük keyif aldık.
Nevruz kutlamaları demişken Kazak Türkleri için kartal sembolik bir hayvan. Oteller bölgesi olarak bilinen bölgeye dev bir altın yumurta yapmışlar. Burada da Nevruz kutlamalarına katıldık ve Ahi pilavından tattık. Altın Yumurta’nın olduğu bölgede Kazak tarihinin canlandırıldığı bir müze bulunuyor.
***
Kazakistan ve özelde Türkistan gezisi Türk Dünyasına dair bildiklerimizin yetersizliğini açığa çıkarması ve bildiğimizi zannettiğimiz şeylerin aslında bilmediklerimiz karşısında ne kadar az olduğunu göstermesi bakımından benim için bir kırılma anıydı.
Türk Birliğine inanan, Turan’ın gelecekte bir gün mutlaka gerçekleşeceğine inanan bir insan olarak daha kat etmemiz gereken çok yol olduğunu gördüm. Türk dünyası ve Türk soylu kardeşlerimiz arasında gönül köprüleri kurmak için bu topraklara daha çok gelmeli, kültürel ve ekonomik işbirliğinin artması için daha çok gayret etmeliyiz.
Türkiye ve Kazakistan’da yapılacak bu çalışmalar iki dost ve kardeş ülkenin, aynı milletin çocuklarını birbirine daha çok yakınlaştıracak, kurulan dostluk ve kültür köprüsü bizi birbirimize daha sıkı bağlarla bağlayacak.
Sosyolog