
20. Asır Türkiye'sinde Dil Girdabı
Tarih 19 Mayıs 1894… Devrin hükümdarı Sultan II. Abdülhamid Han bir ferman buyurur. Kesin bir emri ifade eden bu ferman doğrudan Maarif İdadisine; yani dönemin Milli Eğitim Bakanlığındaki vazifeli ve yetkili b...

Dil; insanlar arasında anlaşmayı sağlayan, uzlaşmaya dayalı oluşturulmuş sesli veya görsel işaretler sistemidir. Tarih boyunca insanlar tarafından değiştirilmiş ve geliştirilmiştir. Bunlardan bazıları gelişimini ve değişimini bırakıp tarih sahnesinden çekilmiştir; bazıları ise hâlâ varlığını sürdürmektedir. Bu yönüyle dilin eğretilemelere uygun düşen bir yapısı vardır. Genellikle bir canlı olarak kabul edilirler; yaşayan, gelişen, değişen ve sona eren. Sayısız eğretilemelerden biri olarak gümrük de kabul edilebilir; çünkü ithal ve ihraç ettiği nice ürün vardır. Türkçemiz de dünyanın sayılı dillerinden biridir. İnsanlık tarihine kazandırdığı ve insanlık tarihinden kazandığı sayısız ürün bulunur. Bunları saptamak için geçmişe dönmek ve Türkçenin tarihî seyrini gözlemlemek gerekir.
Türkçe, Ural-Altay dil ailesinin önemli üyelerindendir. Türkçenin tarihî seyrine de ilk olarak Köktürk evresi üzerinden Orhun Yazıtları ile başlamak mümkündür. Her ne kadar yeni araştırmalar Orhun Yazıtları öncesine dair kitabe bulunduğunu gösterse de söz konusu seyrimize verim kazandıracak ilk yazıt hâlâ Orhun Yazıtları'dır. Yazıtın üç ana parçası bulunur: Tonyukuk, Köl Tigin ve Bilge Kağan Yazıtları… Zamanın Göktürk Devleti'nde Tonyukuk bilge bir vezirdir, Köl Tigin yüce bir komutan ve Bilge Kağan ise ulu bir hakandır. Yazıtların içeriğinde mücadeleler ve savaşlar vardır. Bununla birlikte Türk milletine uyarılar da yapılmaktadır. Bu yönleriyle Orhun Yazıtları, Türk edebiyatının söylev ve anı türüne dair ilk parçalarını içerir. Yazıtlarda Türkçe, öz hâliyle karşımıza çıkmaktadır. Tümceler ve sözcüklerin neredeyse tümü kendi üretimimizdir.
Türkçenin Uygur evresine bakıldığında önemli ölçüde farklılıklar gözlemlenir. Bunun temelinde yaşanan din değişikliği vardır. Gök Tanrı inancını terk edip Mani ve Burkancı dinlere geçen Türklerin yaşam algısı kökünden değişmiştir. Söz konusu dinler savaşmayı, et yemeyi yasaklar. Bunlar Türk milletinin ilkel dönemlerdeki olmazsa olmazlarındandır. Buna gümrük eğretilemesi üzerinden bakarsak Türkler bu dönemde bir kültür ithal etmişlerdir. Bundan elbette dil de etkilenmiştir. Geçmiş olduklarından dinlerin temel düsturlarını öğrenmek amacıyla yazılı kitaplara başvurmuşlardır. Bunlar, bazen öğretici bazen de masalsı bir atmosferde "nirvana" yolculuğa ulaşmayı aşılayan yapıtlardır. Böylelikle gümrüğümüzden geçen ithal tümcelerle zihniyetimize yeniden biçim verdik.
Türkçenin Karahanlı evresine bakıldığında Uygur Türklerindekine benzer bir kırılma meydana gelmiştir. Karahanlı Devleti de bir din değişikliğine gitmiştir. Bu kez geçilecek din, Talas Savaşı ile birlikte başlayan etkileşimle kendini gösteren İslamiyet'tir. Benzer süreçler, farklı ürünlerle Türkçemizin gümrüğünde kendini göstermiştir; çünkü İslam'a geçiş yapan Türklerin dinlerini tam olarak öğrenebilmeleri için Kur'an'a ihtiyacı vardır. Bunun için Arapça öğrenmeleri gerekir. Böylelikle Arap dilini ve edebiyatını ithal edip gümrüğümüzden geçirmeye başlarız. Dilimize ve edebiyatımıza bu sebeple bir çift başlılık kendini gösterir. Bu dönemde yazılan eserler; aruz ve hece vezninin, dörtlüklerle beyitlerin bir araya geldiği çok kültürlü bir yapıya ve edebiyat geleneğine sahiptir.
Türkçenin Anadolu'daki evresine bakıldığında Karahanlı döneminin etkilerinin devam ettiği görülür. İslam'ın aslında böylesi bir faydası da olmuştur. Uygur döneminde Türklerin elinden alınan savaşçı yanları, İslam'ın fetih algısıyla özgür kalmıştır. Anadolu topraklarında Türklerin varlığından söz ediyorsak bugün bunu Türklük kadar İslam'a da borçluyuz. Türkçenin bugünkü hâlinin belki de temelini yine İslam dinine borçluyuz; çünkü Anadolu topraklarındaki kültürel etkileşimler sayesinde varlığını farklı kalıplarla sürdürmüştür. Bunda da Divan şiirinin etkisi büyük olmuştur. Hoca Dehhani'den Şeyh Galip'e dek Fars ve Arap edebiyatı; Türkçenin gümrüğünden nice sözcükler, nice kalıplar geçirmiştir. Bunlardan bazıları vardır ki edebiyatımızın zirvesidir.
Türkçenin seçkin yapısı edebiyatta kendisini Divan şiiriyle göstermişse de öte yandan gelişen bir Halk şiiri gerçeğini ihmal etmemeliyiz. Kam/bahşı geleneğinin dallanıp budaklanmış bir hâli olarak âşıklık/ozanlık geleneği varlığını Anadolu'da göstermiştir. Âşıklar/ozanlar, Türkçe gümrüğünden halkın ürünü olarak çıkmıştır ve halkın yaşattığı Türkçenin seyyahıdır. Gittikleri köylerde öğrendikleri kalıplardan hareketle Anadolu'daki halkın yüreğini ısıtmıştır. Bununla birlikte Halk şiirinde de Arap ve Fars dilinin etkisi az da olsa görülür.
Söz konusu geleneğin dışında kalan ve "kalem şairleri" olarak bilinen Halk şairlerinin aruz vezniyle yazdığı divan/selis/kalenderî/satranç/vezniâher gibi biçimler de bulunmaktadır. Fakat her okur itiraf etmeli ki Halk şiiri Türkçenin özüne bağlı kalmış şairlerle var olmuştur. Aruzda veya retorikte ne kadar başarılı olunursa olunsun; tarih, bu konuda Yunus'un, Karacaoğlan'ın yanında olmuştur.
Türkçemizin ve edebiyatımızın gümrüğünde 20. yüzyıla kadar Divan şiiri etkili olmuştur. Peki neden bu kadar uzun sürdü? Kabul etmek gerekir ki söylenilen döneme kadar edebiyatın kalbi Arap yarımadasında atmıştır. Modern çağa dek edebiyatın, daha doğrusu şiirin, Paris'i olmuşlardır. Divan şiirinin karşıtlarından Namık Kemal dahi bu gerçeği kabul etmiştir.
20. yüzyıl itibarıyla bilime, teknolojiye ve sanata hâkim olan coğrafya Batı olmuştur. Dilde ve edebiyatta kendini Tanzimat aydınlarının yenilik çağrılarıyla göstermiştir. İbrahim Şinasi, Namık Kemal gibi aydınlarla başlayan süreç her ne kadar bir dönem sekteye uğrasa da Milli Edebiyat ile olgunluğa kavuşmuştur. Namık Kemal'in hayalini Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem ve Ziya Gökalp "Yeni Lisan" makalesiyle gerçekleştirmiştir. Gümrük eğretilemesi ile makaleyi şu şekilde özetleyebiliriz:
Türkçe gümrüğünün ithalat ve ihracat tarihinde iki büyük yönü vardır: Doğu ve Batı… İslam nedeniyle Doğu'ya; bilim ve teknik nedeniyle Batı'ya gitmiştir. Hiçbir zaman tam anlamıyla kendisi olamamıştır. İçerikte ve biçimde bağımsız olunca gümrüğümüzdeki ihraç ettiğimiz ürünler artış gösterecektir. Bunun için gereksiz yere ithal edilen ne kadar sözcük, kalıp, edat, bağlaç varsa terk edilip onların yerine ihraç edilen ürünler kullanılmalıdır. İçerik olarak yapıtlarda milletin gerçeği ele alınmalıdır. Böylelikle Türkçe gümrüğü iyiden iyiye millî bir kimlik kazanacaktır. Bunu da uzun yıllar sürdürecektir. Türkçemizin yazgısını en çok annelerimizin konuştuğu arı Türkçe belirleyecektir; çünkü "ana dil"e giden yolculuğun başlangıç noktası "ana dili"dir.
Günümüze bakıldığında "Yeni 'Bir' Lisan" makalesi daha yazılsa yeridir. Yakın zamanda gümrüğümüzden "dijital vicdan" diye bir sözcük geçti. İronik kısmı "dijital" kısmı Batı, "vicdan" kısmının Doğu'yu hâlâ işaret ediyor olmasıdır. Muhtemelen bir sonraki yıl da bu sözcüğün Türkçesi için TDK bizlere başvuracaktır. Bu kısır döngüyü kırıyor olmanın tek yolu güçlü olmaktır. Doğu edebiyatta, Batı bilimde güçlüydü. Eğer üreten bir güç olursak gümrüğümüzden çıkan sözcükleri de başka uygarlıklar tüketir. Çünkü dil; kültürün mayasıdır, maya bozulunca geriye dönüş neredeyse olanaksızdır.
Unutulmamalıdır ki dil değişen, gelişen ve sona eren bir yapıya sahiptir. Her şeyi değişim ve gelişim güzellemesi üzerinden değerlendirmeye devam edersem ansızın sona ermişlik gerçeğiyle yüzleşebiliriz. O sebeple gümrük çalışanlarının çok çalışması ve üretmeye devam etmesi gerekir.
Türkolog