Postmodernizme Bir Eleştiri: Yazının Arkalanması Yahut Yerinde Sayması

OguzhanBedir
Oğuzhan Bedir
Türkolog
20 Haziran 2026 7 dk okuma
Postmodernizme Bir Eleştiri: Yazının Arkalanması Yahut Yerinde Sayması

Esrârını Mesnevî’den aldım

Çaldımsa da mîrî malı çaldım

Şeyh Gâlip

Sanat; insanlıktan bu yana ilkel ya da çağdaş biçimleriyle varlığını sürdüren, insanlığın duygu ve düşüncelerine hayat veren bir olgudur. Mağaralardaki figürlerden bugünkü hâline farklı araçlarla süregelmiştir. İnsanlığın sonu gelene dek de varlığını sürdürecektir. Çünkü insanoğlu bilinmek, anlatmak, paylaşmak ister; bunları yaparken estetik, yenilik arayışında olur. Bazen arayışına fırçalar, boyalar, ezgiler rehber olur; bazen sesler, heceler ve sözcükler... Çağlar boyunca en köklü ve dikkat çekici sanat dallarından biri de edebiyat olmuştur. Kendine özgüdür ve özverili bir işçilik ister. Bir müzisyenin yalnızlığına melodiler şifa olur, o melodiler farklı çalgı aletleriyle bir biçim kazanır. Bir ressamın mutluluğuna renklerle tanık olunur, o canlı renkler farklı çizim yöntemleri ve fırça darbeleriyle bir biçim kazanır. Bir yazar ise hüznüne harflerle ahenk ve renk verir, farklı yazım yöntemleriyle hüzün bir biçim kazanır. Sanat ve edebiyat ilişkisi özelinde bu biçimlere kısaca göz atmakta fayda vardır.

Nasıl sanat insanlıktan bu yana var olduysa sanatın kimliği, yöntemi, amacı üzerinde düşünceler de aynı doğrultuda süregelmiştir. Yansıtma kuramı üzerinden ilerlemek söz konusu ilişkinin tarihsel yolculuğu sırasında bizi istemediğimiz yollara sapmaktan kurtaracaktır. Platon’a göre sanat ideal gerçekliğin kopyasının kopyasıdır. Uzak dereceden bir yansıtma olduğu için sanatsal üretim son derece gereksizdir. Bu nedenle Platon, ideal devlet düzeninde sanatçıların varlığından rahatsız olup onlardan kurtulmak ister. Aristo’ya göre de sanat gerçekliğin bir yansımasından ibarettir ancak böyle olması onun gereksiz olduğu anlamına gelmez. Bilakis gerçekliğin bir kopyası olan sanatla insan arınır, kötülüklerden uzaklaşır. Özetle Platon sanatı gerçeklikten uzaklaştıran, duygusal taşkınlıklarla kişileri doğru yoldan saptıran kötü bir gerçeklik kopyası olarak görürken Aristo ise sanatı olumsuz duygulardan kişileri arındıran, eğitici yönü bulunan iyi ve gerekli bir gerçeklik kopyası olarak değerlendirir.

Sanatın başlangıç noktası görüldüğü üzere gerçekliği yansıtmak üzerine olmuştur. Yüzyıllar boyu söz konusu gerçekliği yansıtmak için türlü sanat akımları üzerinden farklı yöntemler belirlenmiştir. Bu yöntemlerin belirlenmesinde, bilimsel ve tarihsel gelişmelerin ışığında gerçekliğin yeni boyutlar kazanması etkili olmuştur. Örneğin 18. yy.ın en önemli tarihî olaylarından biri Fransız Devrimi olmuştur. Bu köklü değişim, insanlarda duygusal bir hassasiyet oluşturmuştur. Böylelikle romantizm (coşumculuk) akımının zemini oluşmuştur. Yine Sanayi Devrimi gibi bilimsel ve teknolojik gelişmeler; deneyi, bilimi ve bunların doğurduğu bilgilerin öne çıkmasını sağlamıştır. Böylelikle realizm, natüralizm gibi akımların zeminleri oluşmuştur. Bütüncül bir inceleme yapıldığında 19-20. yy.a değin gerçeklik kaynağını dışarıya borçludur. Psikolojinin gelişmesiyle gerçeklik, insanlığın iç dünyasına doğru kırılma yaşamıştır. Bununla birlikte bilim ve teknolojideki baş döndürücü gelişmeler de insanın gerçeklik karşısında nasıl konumlanması gerektiğinin ucunu açık bırakmıştır. İşte bu durum, kişilerin yaşadığı dünyaya ve topluma yabancılaşmasına neden olmuştur. Böylelikle gerçeklik bütüncül yapısını kaybetmiştir. Artık bölük pörçük ve algılaması zordur; herkesin aynı çözümlemeyi yapması mümkün değildir. Böylelikle çağdaş sanat akımları doğmuştur.

Çağdaş sanat akımlarından modernizm ve postmodernizm, geleneksel sanat ölçütlerini reddeden iki sanat akımıdır. Postmodernizm, modernizmden farklı olarak metinlerin büyülü/oyunsu dünyasındaki gerçekliğe odaklanmıştır. Kendisine aktarılmış neden-sonuç ilişkileriyle, doğrularla, yanlışlarla; tüm bunların politik, ekonomik, siyasal eleştirileriyle ilgilenmez. Önemli olan bunların varlığıdır, altında yatan nedenleri değildir. Tüm karşıtlıkları bir arada tutar, bu karşıtlıkları değerlendirip birini ötekinden yüce ya da daha aşağılarda görmez. Böylelikle çoğulcu bir yapıya sahip olur. Aslında bir bakıma postmodernizm bundan önceki tüm sanat akımlarının oluşturduğu kalıpları yıkıp bir karmaşayla karşı karşıya kalan ve bu karmaşadan kendisine yeni bir öz çıkarmak yerine metinlerin gerçekliğine sığınan bir yapıya sahiptir. Örneğin yansıtma kuramında, özellikle Platon için, sanat kopyanın kopyasıydı, postmodernizm için sanat kurgunun kurgusu hâlini almıştır.

Üst-kurmaca (metnin kurgulanış sürecini metnin kurgusu hâline getirme), parodi, pastiş, kolaj, polisiye ögeler, tarihî olayları yeniden yorumlama ve diğer ögelerle postmodernizm; yazının/sanatın gerçekliğini oyunsu, gizemli bir atmosferde işlemeye çalışan bir sanat akımıdır. Bu yönüyle modernizmden ayrılır. Modernizm de bu ögelerin çoğundan yararlanır ancak bunları işleme biçimi son derece ciddidir, postmodernizm gibi oyunsu bir yapı aramaktan daha ilkelidir. Postmodernizmin tek ereği, tüm metinlerden kolaj oluşturmaktır. Böylelikle somut bir dış gerçeklikten koparak metnin/sanatın gerçekliğini tek erek hâline getirmeyi amaçlar.

Postmodernizm, geleneksel sanat yapılarını modernizm gibi kırmak ister ve aynı zamanda modernizme de karşı çıkar. Peki, bu karşı çıkışını kuvvetlendirecek herhangi bir yeniliğe sahip midir? Ne yazık ki büyük bir yeniliğe sahip değildir. Parodi, pastiş ve diğer metinler arası ilişki yöntemlerinin postmodernizmle var olduğu söylenemez. Bunlar, modernist sanatla (yerine göre çok daha öncesinde) zaten gördüğümüz tekniklerdi. Postmodernizm, kendisinden önceki tüm sanat biçimlerini reddedip herhangi bir yenilik ortaya koymadan sanatın gerçekliğinin atmosferini değiştirerek tekrara düşmektedir. Aynı zamanda bu yaklaşımla sanatçıların özgünlüklerini ortadan kaldırmaktadır. Kendisinden önceki sanatçıların üslubunu veya içeriğini farklı bir zeminde, basit tarihî kurgularda ya da polisiye içeriklerde, işlemek ve adına büyük bir övünçle postmodernizm demek kolaycılıktır. Bu durum; sanatın biricikliğini, saygınlığını bitirmektedir. Böylesi eleştirilere maruz kalan sanatçılar, postmodernizmin sözde güvenli limanlarına sığınmaktadır. Aslında çoğunun Gâlip Dede gibi “mîrî malı” çaldıklarını itiraf etmeleri daha içtendir.

Postmodernizmin en kötü sonuçlarından biri nesilleri maruz bıraktığı kültürel kıyımdır. Eleştirdikleri zihniyetler kadar köklü ve seviyeli olamadıkları için kendilerinden önceki edebî ürünleri sözde “metnin gerçekliği”ne sığınma safsatasıyla kendi düzeysizliklerine çekmektedirler. Bu durum, kuşaktan kuşağa aktarılacak kıymetli sanat ve kültür ürünlerinin temeline dinamit yerleştirmekle eş değerdir. Böylesi durumları çoğulculukla, melezlikle, üst-kurmacayla ve diğer ögelerle açıklayamayız; bu bir karmaşadır. Karmaşa ve fırtınada kökünden sökülen değerlerimizin yerine yenisini inşa edemeyiz. Postmodernizmin siyasal, kültürel, ekonomik ve politik alt yapıya da şiddetle karşı çıktığını da düşünürsek aslında çoğulculuk çatısı altında oluşacak kültürel karmaşayla medeniyetleri medeniyet olmaktan çıkaran ölümcül bir zehir olduğunu görürüz. Sanat hiçbir çağda kendisini bu denli yinelememiş; yinelerken çaptan düşmemiştir. Bu nedenle postmodernizm çığırtkanlığından derhal vazgeçilmelidir. Çünkü köksüz kalmak mümkündür ancak köksüz kaldıktan sonra öksüz kalamazsınız, birileri mutlaka size sahip çıkar.