Küçük Güçlerin Büyük Kibri

IlaydaAyaz
İlayda Ayaz
Mimar
15 Mart 2026 5 dk okuma
Küçük Güçlerin Büyük Kibri

Bugün biraz farklı fakat hepimizin hayatında en az bir kez yaşadığı bir durumdan bahsetmek istiyorum.

Bir belediyeye gidiyorsunuz. Çok basit bir işiniz var. Bir evrak alacaksınız, bir bilgi soracaksınız ya da bir dosyaya ihtiyacınız var. Normal şartlarda birkaç dakika sürecek bir işlem olması gerekirken bir anda kendinizi garip bir bürokratik labirentin içinde buluyorsunuz. Kapıdan kapıya gönderiliyorsunuz, telefonlar açılmıyor, kimse net bir şey söylemiyor ve çoğu zaman karşınıza çıkan kişi size hizmet eden bir kamu görevlisi gibi değil, sanki küçük bir iktidar alanının sahibi gibi davranıyor.

Bugün konuşmak istediğim konu tam olarak bu: Küçük güçlerin yarattığı büyük kibir ve özellikle bazı belediyelerde giderek normalleşen bürokratik umursamazlık…

Bu konuyu gündeme getirmemin kişisel bir sebebi var. Geçtiğimiz günlerde mimarlık projem için Bakırköy Belediyesi'ne gitmem gerekti. İhtiyacım olan şey oldukça basitti: Bakırköy'ün hâlihazırda AutoCAD, yani dwg dosyası… Bir haftadır telefon trafiğindeyim. Farklı birimlerle konuşuyorum, yönlendiriliyorum. En sonunda bana deniyor ki: "Flashdisk ile gelirseniz planlama bürosundan alabilirsiniz." Ben de sabah erkenden belediyeye gidiyorum. Fakat orada karşılaştığım şey bu kamu hizmeti değil, adeta bir bürokratik azarlama sahnesiydi. Dosyayı alamadığım gibi planlama bürosundaki görevli tarafından son derece saygısız, küçümseyici ve anlamsız bir tavırla karşılaştım. Açık söylemek gerekirse oradan çıkarken aklımda tek bir soru vardı: Türkiye'de bazı kurumlarda insanlar neden bu kadar kolay güç zehirlenmesi yaşıyor? Aslında bu durum yalnızca Türkiye'ye özgü değil. Tarih boyunca birçok düşünür küçük otoritelerin nasıl büyük kibirlere dönüşebildiğini anlatmıştır.

İngiliz tarihçi Lord Acton'un çok meşhur bir sözü vardır: Power tends to corrupt, and absolute power corrupts absolutely. Yani güç yozlaştırır, mutlak güç ise mutlak yozlaştırır.

Elbette burada mutlak güçten bahsetmiyoruz. Ama bazen küçük bir masa, küçük bir yetki ve küçük bir mühür bile bazı insanlar için büyük bir iktidar alanına dönüşebiliyor. Bir anda o masa bir hizmet noktası olmaktan çıkıp bir güç gösterisi alanına dönüşebiliyor. Alman filozof Friedrich Nietzsche'nin insanın güçle olan ilişkisini anlatırken şöyle der: İnsan çoğu zaman gücü olduğu için değil, gücü olduğunu göstermek istediği için hükmeder.

Yani mesele gerçekten yetki kullanmak değildir. Mesele çoğu zaman o yetkinin hissedilmesini sağlamaktır. Kapıdan içeri giren vatandaşa "ben burada güç sahibiyim" duygusunu hissettirmek. Ne yazık ki bazı kamu kurumlarında karşılaştığımız tavır tam olarak budur.

Türkiye'nin yerel yönetimlerde zaman zaman şöyle bir psikoloji oluşuyor: "Nasıl olsa seçiliyoruz. Nasıl olsa bu şehirde siyasi dengeler belli. Nasıl olsa vatandaş yine bize oy verir." Bu rahatlık zamanla kurumların reflekslerini de değiştiriyor. Hizmet etmek için kurulmuş yapılar vatandaşın işini zorlaştıran mekanizmalara dönüşebiliyor. Bir belediyeye gidiyorsunuz, işiniz çözülmüyor. Telefon açıyorsunuz, cevap yok. Mail atıyorsunuz, geri dönüş yok. Ama seçim zamanı geldiğinde bir anda herkes vatandaşın kapısını çalmaya başlıyor. İşte tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor: "Vatandaş sadece oy verirken mi değerli!" Oysa bir kamu kurumunda çalışan herkesin unutmaması gereken çok basit bir gerçek var. Orası onun kişisel alanı değildir. Orası vatandaşın kurumudur. Orası vergilerle ayakta duran bir kamu hizmeti alanıdır. Oraya gelen insan bir lütuf istemiyor. Bir ayrıcalık istemiyor. Sadece hakkını istiyor.

Devlet de belediyeler de hiçbir siyasi partinin mülkü değildir. Bunlar milletin kurumlarıdır ve milletin kurumlarında çalışan herkes önce vatandaşa saygı duymayı öğrenmek zorundadır. Çünkü kamu hizmeti dediğimiz şey vatandaşın işini zorlaştırmak için değil, kolaylaştırmak için vardır. Belki benim yaşadığım olay küçük bir örnektir. Fakat eminim ki bu yazıyı okuyan birçok insan hayatında en az bir kez bir kamu kurumunda benzer bir muamele görmüştür. Çünkü mesele yalnızca tek bir belediye ya da tek bir görevli değildir.

Mesele şu: Türkiye'de küçük güçlerin çok kolay bir şekilde büyük kibirlere dönüşebilmesi… Bu değişmediği sürece vatandaşın devlete olan güveni de zedelenmeye devam edecektir. Ben de gerçekten merak ediyorum: Türkiye'de bürokrasi vatandaş için mi var; yoksa vatandaş bürokrasi için mi var?