Samimiyetsiz Siyasiler – Genç Türk'ün Temsil Krizi

IlaydaAyaz
İlayda Ayaz
Mimar
15 Şubat 2026 7 dk okuma
Samimiyetsiz Siyasiler – Genç Türk'ün Temsil Krizi

Türkiye'de siyaset uzun süredir bir temsil meselesi olmaktan çıkmış durumda... Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, açık ve inkâr edilemez bir samimiyet krizidir. Gençlerin, özellikle de muhalif Türk milliyetçilerinin zihninde giderek daha yüksek sesle yankılanan soru şudur: "Bizi gerçekten temsil eden bir siyasi parti var mı?" Bu soru romantik bir arayışın değil, yıllardır biriken hayal kırıklıklarının doğal sonucudur.

Yaklaşık altmış yıldır "milliyetçilerin sesi" olduğunu iddia eden MHP, bugün bu iddiayı taşıyamaz hâle gelmiştir. Çözüm süreçlerinden komisyon masalarına, geçici siyasi dengeler uğruna sergilenen tutumlar, ilkesel bir duruş olmaktan çıkıp konjonktürel bir araca dönüştüğünü göstermiştir. Genç bir Türk milliyetçisi açısından tablo nettir: Bu yapı artık temsil etmiyor. Dahası, temsil etmeye niyetli bile görünmüyor.

CHP'ye gelince… Atatürk'ün adını en sık anan ama onun fikrî mirasını en az taşıyan yapılardan biriyle karşı karşıyayız. Söylem düzeyinde Atatürkçülük vurgusu eksik olmaz; ancak kadrolara, reflekslere ve kriz anlarındaki tutuma bakıldığında bu vurgunun içinin ne denli boşaltıldığı açıkça görülür. Bugün sokakta rastgele çevrilecek herhangi bir yurttaşın Atatürk'e olan sadakati, parti yönetimindeki pek çok isimden daha sahicidir. Son dönemde kamuoyuna yansıyan açıklamalar, Atatürk'ü adeta "revize etmeye" kalkışan çıkışlar ve ayrılıkçı çevrelerle yan yana durmaktan rahatsızlık duymayan tutumlar, CHP'nin iddia ettiği kimlikle arasındaki mesafeyi daha da açmıştır. Burada sorun tekil isimler değildir; asıl sorun, bu isimlerin parti içinde rahatlıkla karşılık bulabilmesidir.

İYİ Parti zaman zaman doğru tespitler yapsa da; genç, muhalif Türk milliyetçilerinin aradığı süreklilik ve netliği ortaya koymakta zorlanmaktadır. Böylece meclis tablosu daralmakta, seçenekler azalmaktadır. Gözler ister istemez ana muhalefet partisine çevrilmekte; ancak bu bakış çoğu zaman yeni bir hayal kırıklığıyla sonuçlanmaktadır. Özgür Özel döneminde CHP'nin izlediği siyaset, "muhalefet" kavramının içini boşaltan bir noktaya ulaşmıştır. Tepkilerin zirve yaptığı anlarda, iktidar ve MHP ile aynı çizgide durmakla yetinilmeyip bu çizginin daha da ileri taşındığı görülmüştür. Bu tabloyu stratejiyle açıklamak mümkün değildir; bu olsa olsa ciddi bir siyasi basiretsizliktir.

Bu noktada genç Türk milliyetçileri arasında giderek güçlenen bir kanaati açıkça ifade etmek gerekir: Ne yazık ki mecliste bulunan muhalif partiler, genç Türk milliyetçileri nazarında muhalifliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Gençlerin geçen hissiyat, iktidar tarafından sınırları çizilmiş, yönlendirilmiş ve kontrol edilen bir muhalefet izlendiği yönündedir. Bu algı tesadüfi değildir; yılların birikimiyle oluşmuştur. "Toplumsal barış" başlığı altında gündeme getirilen konferans ve benzeri girişimler ise kopuşun sembolü hâline gelmiştir. Davet edilen isimler incelendiğinde, bu organizasyonların barış değil, yeni fay hatlarının bedeniyle açıkça görülmektedir. Ayrılıkçı söylemleriyle bilinen çevrelerin merkezde olduğu bir yapıdan toplumsal uzlaşı çıkmasını beklemek, ya büyük bir saflık ya da bilinçli bir tercihtir.

CHP'nin yıllardır değişmeyen kemik bir seçmen kitlesi vardır. Bu kitlenin önemli bir bölümü, Atatürk'ün hatırasına duyduğu saygı nedeniyle bu partide kalmaktadır. Ancak bir siyasi partinin varlık nedeni yalnızca geçmişe yaslanmak olamaz. İktidar iddiası taşıyan bir yapı, seçmenini büyütmek zorundadır. Oysa yıllardır aynı ilçeler, aynı sosyolojik havzalar ve aynı söylemler tekrar edilmektedir. Bugün sıkça dile getirilen "gençlerde yükselen Türk milliyetçiliği", sistem içi, uysal ve kontrol edilebilir bir çizgide değildir. Bu milliyetçilik; sorgulayan, itiraz eden ve bağımsız düşünen bir karakter taşımaktadır. Buna rağmen CHP, bu gençliği anlamaya çalışmak yerine onu ya görmezden gelmekte ya da karşısına almaktadır. Saraçhane'de yaşananlar bu kopuşun en somut örneklerinden biridir.

Sorulması gereken soru açıktır: Bu politikaların sonunda kim kazandı? Kimler masadan güçlenerek kalktı? Kimler daha fazla alan elde etti? Ve kimler yine yalnız bırakıldı? Bugün hâlâ yeni açılımlar ve yeni konferanslar konuşuluyorsa, bu soruların cevabı yeterince ciddiye alınmamış demektir. Kimse siyasetten mucizeler beklemiyor. Ancak mecliste yer alan ve seçim dönemlerinde oy talep eden yapıların, bu millete karşı asgari bir ahlaki sorumluluğu olmalıdır. Bugün sıkılan ellerin, yarın doğacak acıların aynı düzlemde durmadığı artık inkâr edilemez bir gerçektir. Sorun yalnızca icraat eksikliği değildir. Asıl sorun, söylemlerin inandırıcılığını tamamen yitirmiş olmasıdır. CHP'nin "Atatürkçüyüm" iddiası, gençler nezdinde artık otomatik olarak kabul edilen bir gerçeklik değildir. Sosyal medyada her açıklamanın ardından yükselen tepkiler bunun en açık göstergesidir. Bugün muhalefet adına en fazla tepki çeken figürün ana muhalefet lideri olması, üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir tablodur.

Siyasi partilerin iç yapıları da bu güven kaybının derinleştirmektedir. Dışarıdan özgürlük alanı gibi görünen yapılar, içeride katı bir disiplin ve itaat mekanizmasıyla işlemektedir. Eleştiri belirli bir noktaya kadar tolere edilir; sonra sınırlar hatırlatılır. Bu nedenle fikri özgürlük, herhangi bir siyasi unvandan çok daha kıymetlidir.

Siyasetin büyük kısmı ne yazık ki koltuk merkezli bir faaliyete dönüşmüştür. Yıllarca terk edilmeyen makamlar, değişmeyen kadrolar ve alışkanlık hâline gelmiş görevler... Bu koltuklarda otururken kaç gerçekten temsil iddiası taşımaktadır? Sorun imkân değil, niyet meselesidir. Bugün gelinen noktada, CHP'nin seçim dönemlerinde Atatürk'lü hatırlaması da gençleri vitrine çıkarması da samimi görünmemektedir. Genç Türk milliyetçileri artık neye inanıp neye mesafeli durması gerektiğini ayırt edebilecek bir bilinç düzeyine sahiptir. Asıl kayıp, bu süreçlerde heba edilen gençlerdir. Siyaset yapmak zorunlu değildir. Bir parti çatısı altında bulunmadan da bu ülke için düşünmek, konuşmak ve mücadele etmek mümkündür. Çünkü içeriden bakıldığında, ideallerin yerini çoğu zaman kişisel hesaplar almaktadır. Bugün muhalefetin de iktidarın da genç Türkler nezdinde aynı sorgulamaya tabi tutulması tesadüf değildir. CHP, mevcut hâliyle Atatürk'ün partili olma iddiasını taşımakta zorlanmaktadır.

Buna rağmen umutsuz değiliz. Çünkü bu ülkenin geleceği; kimsenin arka bahçesi olmayı reddeden, gerektiğinde CHP'den daha Atatürkçü, gerektiğinde MHP'den daha net bir Türk milliyetçisi duruşu sergileyebilen gençlerin elindedir. Ve bu gençler artık susmuyor. Konuşuyor. Yazıyor. İtiraz ediyor.