2025 Türkiye'sinde Gençlik, Kimlik ve Hafıza Üzerine Bir Not

IlaydaAyaz
İlayda Ayaz
Mimar
15 Aralık 2025 4 dk okuma
2025 Türkiye'sinde Gençlik, Kimlik ve Hafıza Üzerine Bir Not

2025 Türkiye'sinde, 24 yaşında bir Türk genci olmak; yalnızca genç olmak, hayallere sahip olmak ya da yaşamak değil, aynı zamanda yaşatmak ve hatta Türk olmak, her geçen gün daha zor bir hâl almıştır. Bu zorluk, bireysel bir hissiyatın ötesinde; kolektif bir hafızanın, tarihsel bir deneyimin ve kuşaksal bir bilincin ürünüdür. Bugünün gençliği, Türk olmanın ne anlama geldiğini öğrenerek büyüyen son nesil olma ihtimaliyle karşı karşıyadır. Toplumsal ve siyasi dönüşümlerin ilk sinyalleri verildiğinde, henüz bunları ayırt edebilecek yaşlara yeni gelmiş bir kuşaktan söz ediyoruz. Andımızı okumak, okul bahçelerinde her sabah onu okutabilmek için arkadaşlarıyla yarışan son nesil olmaları tesadüf değildir. Değişim önce ilkokul kitaplarının müfredatlarında başlamış; yavaş, ölçülü ve tepkileri azaltmak istercesine ilerlemiştir. Ardından, bu süreç öyle bir noktaya evrilmiştir ki, hedeflenen dönüşümler artık örtük değil, aleni ve göz göre göre gerçekleştirilir hâle gelmiştir.

Bu sürecin özeti, gençliğin algısında açık ve nettir: "Bakın, bizler Türk kimliğini silip yok edeceğiz ve sizler hiçbir şey yapamayacaksınız."

Ancak 2025'e gelindiğinde, o kuşak büyümüş ve nasıl büyüdüğünü unutmamıştır. Unutturulmak istenen her unsur, bu gençliğin hafızasında silinmek yerine daha derinlere kazınmıştır. Bu gençliği tanımlamakta zorlananlar, onu mevcut ideolojik kategorilere sığdıramamış; sağcı, solcu, liberal, marksist ya da sosyalist etiketlerinin hiçbirinin bu kuşağı tam olarak karşılamadığını görmüştür. Çünkü bu gençlik; Atatürk'ü anlayan, Enver Paşa'yı anlayan, Yusuf Akçura'yı anlayan, Ziya Gökalp'ı anlayan; "fikri hür, vicdanı hür" bir gençliktir.

Toplumunu ve milletini seven, üreten, nitelikli ve kalifiye biçimde yetişen bir gençlik söz konusudur.

Yaygın kanaatin aksine, yalnızca sosyal medyada tüketilen 15 saniyelik videolar kadar kısa bir hafızaya sahip olmayan; aksine düşünen, sorgulayan ve yüksek bir tarih bilinci taşıyan bir kuşaktan bahsediyoruz.

Bu gençlik, bölücüler tarafından ve kontrolsüz göçle kaos üreten yapılar tarafından sürekli tehdit edilmiştir. Türk olduğunu ifade ettiği için dahi "faşist" ilan edilen bireyler, bu kuşağın kolektif deneyiminin bir parçasıdır. 2011'i unutmadılar; 2013'ü, 2015'i ve 2016'yı unutmadılar. Habur rezaletini, Hendek'te şehit olan güvenlik personellerini, Güneydoğu'da canlı kalkan yapılan yüzlerce sivil vatandaşı; doğuya, eğitim ve öğretim aşkıyla giden ve eli kanlı teröristler tarafından şehit edilen öğretmenleri, çuval krizini unutmadılar. Tüm bu yaşananlar, bu gençliğin içindeki yangını diri tutmuş ve onları bu bilinçle 25–27 yaş aralığına taşımıştır.

2025 yılına gelindiğinde; bölücülere ve katil teröristlere "önder" ya da "lider" diyenleri, onlarla hangi masalarda, hangi siyasi tiyatroların sergilendiğini görmüşlerdir. Bu tablo, gençliğin gönlündeki ateşi söndürmemiş; aksine her geçen gün daha da harlandırmıştır.

Bu gençliğin açık ve net bir gayesi vardır: Kendi ülkesinde "garip" olmadığı, edilgen bir figür değil, oyun kurucu olduğu; gerektiğinde kendi canını yüce Türk Milleti'ne armağan edebileceği bir ülkede yaşamak. Bu gaye, koltuklarını birkaç yıl daha korumak uğruna gönlünü ve geleceğini çeşitli servislere, cemaatlere ve kanlı teröristlere teslim edenlerin anlayamayacağı bir gayedir.

2025 yılı biterken, kamuda ve karar verici mekanizmalarda artık korkulan bir gerçeklik vardır: Gerçek Türk Milliyetçisi bir gençlik. Bu gençlik artık söz sahibidir ve kendi ülkesinde nefes alabilmek için konuşmaktadır.