Birinci Dünya Savaşında Kafkasya Cephesi

ismailcanoktem
İsmail Can Öktem
21 Ağustos 2026 16 dk okuma
Birinci Dünya Savaşında Kafkasya Cephesi

Osmanlı Devleti’nin Kafkasya Cephe Durumu

Osmanlı Devleti, savaşa girdikten sonra İngiltere, Fransa ve Rusya’nın sömürgesinde bulunan İslam ülkeleri için halifenin gücünü kullanmak istemiştir. 23 Kasım 1914’te halife Cihad-ı Mukaddes ilan etmiş fakat İngiltere’nin basını çok iyi kullanması, Osmanlı için dezavantaj olmuştur. Kafkas Cephesi, 1 Kasım 1914’te Rus ordusunun Türk sınırını geçmesiyle açılan ilk taarruz cephesidir. Kafkas Cephesinin başlıca açılma nedenleri; Rusların Tannenberg Muharebesi’nde Almanlar tarafından büyük bir bozguna uğratılmaları, Odesa ve Batum çıkarmalarının gerçekleşmemesi, Sarıkamış harekâtı öncesi Köprüköy ve Azap muharebelerinin Türk güçleri tarafından kazanılmış olmasıdır. Bunların yanı sıra Rus istihbarat birimlerinin başarılı olan faaliyetleri sonrasında bölgede Osmanlı Devleti aleyhine gerilen atmosfer ve harbin Rus topraklarına sürüklenmesi halinde Türk ve Müslüman toplulukların isyan edecekleri düşüncesi olmuştur. (DEMİRTAŞ, 2017 s:169) .

Köprüköy Savaşları

Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesinde 1 Kasım 1914 tarihinden itibaren cereyan eden önemli muharebeler ve Sarıkamış Harekâtı sonrasında asıl hedefleri Erzurum’u işgal etmek olan General Yudenich kumandasındaki güçlü Rus kuvvetlerine karşı başlamıştır. Güney Kafkasya ve Kuzey İran'a girip Rusların arkasını çevirmek için Başkomutan Enver Paşa, 20 Aralık 1914’te 150.000 kişilik bir Türk kuvvetine Sarıkamış-Ümraniye istikametinde taarruz emri verdi. Bu cephede Rusya'nın da 160.000 kişilik bir kuvveti bulunuyordu. Bu taarruz 22 Aralık 1914'ten 19 Ocak 1915'e kadar devam ettiyse de Türk kuvvetleri 90.000 kişilik bir kaybı yalnızca yüksek dağlar, yol sorunu, soğuk, açlık ve tifüs gibi sebeplerle vermedi!

Hasan İzzet Paşa ve Hafız Hakkı Paşa’nın, Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın emirlerine anlamsız şekilde itaat etmemeleri sonucu harekât zaten başarısız olmuştu. Hafız Hakkı Paşa’nın istenilen yere geç gelmesi, Hasan İzzet Paşa’nın orduyu galip gelirken bir anda geri çekmesi bütün planları bozmuştur. Hatta Enver Paşa, Naciye Sultan’a “Ben yakında avdeti umarken, şimdi zuhur eden bir hal beni daha bir müddetçik buraya bağladı. 3. Ordunun Komutanı Hasan İzzet Paşa orduyu idare etmek için kendisinde cesaret göremediğini söylüyor… Hep umduğum adamlar böyle çıkıyor.” diye sitemde bulunmuştur. Düşmanın üzerine yürü emrine rağmen orduyu tekrar Köprüköy mevkiine çekmiştir. Bu ise moral bozukluğuna ve şikâyetlere sebebiyet vermiştir. Enver Paşa’nın sınır tanımayan gözü karalığı bu subayları korkutmuştur. Sarıkamış’ta -25 ilâ -35 arasındaki soğuklara, donanımsızlığa ve emir komutadaki sorunlara rağmen ciddi kahramanlık gösteren Türk askerleri, bir anlamda kışa mağlup olup karlar içinde erimiş, fakat Ruslara da büyük zayiat verdirmiştir. (ATNUR, 2020 s:84)

Sarıkamış harekâtında Rusların kaybı bizden daha fazladır fakat her seferinde 90.000 askerin şehit edildiği söylemiyle başarının gölgelenmesi canımı sıkmaktadır. Anlamadığım, ölen Rus ve gönüllü Ermeni milislerini de bizim şehit olan askerlerden mi sayıyorlar? Bu soruyu kendime çok soruyorum fakat bu propaganda Enver Paşa’nın karizmasını çizdirmeye yöneliktir. Enver Paşa’ya karşı yapılmış bir propagandadır. 90.000 bin kişinin Allahuekber dağlarında tek kurşun atmadan donduğu söylemi tamamen safsatadır. Bu sadece Enver Paşa’yı değil orada canlarını veren aziz şehitlerimizi de aşağılamaktadır. Fakat Sarıkamış faciasından sonra Kafkas muharebelerinde Rusya ileri bir harekâtla Muş, Bitlis, Erzurum, Trabzon, Rize, Kars ve Erzincan’ı işgal etmiştir. Hafız Hakkı Paşa, 18 Aralık 1914 tarihinde günlüğüne “Her vakit bütün kalbimle dediğim gibi işte buraya da yazıyorum ki Cenab-ı Hakk bana bu milletin felaketini göstermektense beni öldürsün.” notunu düşmüştür. (BARDAKÇI, 2016 s:91) Hafız Hakkı Paşa bu notu düştükten yaklaşık bir buçuk ay sonra Erzurum’da yakalandığı tifüsten kurtulamayarak şehit olmuştur. Kafkas Cephesi’nde yaşanan gelişmeler, düşmanla işbirliği yapmaları ve Türk tarafının uğradığı zulüm ve ihanet sevki ve iskânı zorunlu kılmıştır. Böylece ordu ve kolordu komutanlarına, isyan eden halkı tek tek ya da topluca başka bölgelere gönderme yetkisi, 27 Mayıs 1915’de Osmanlı Hükümeti tarafından alınan Sevk ve İskân Kanunu ile resmiyet kazanmıştır. Bu kanun Ermeniler tarafından iddia edildiği gibi Türk hükümetinin kendilerine eza-cefa çektirmek istediğinden değil, sivil halkını ve Osmanlı ordusunu Ermeni çetelerine karşı korumak amacı ile hazırlanmıştır. (DEMİRTAŞ, 2017 s: 173) Bugün Sivas’tan öteye pasaportla gitmiyorsak Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa’ya çok şey borçluyuz. Allah onlardan razı olsun. Aziz ruhları şad olsun.

Ardahan’ın Kurtarılması

Ardahan, benim doğduğum memlekettir. Merkez Akyaka (Kodushara) köyündenim. Ardahan eski sicil defterlerinde doğduğum köy Ortodoks Rus köyü olarak geçer. Babaannemin anlattığına göre annesi Ruslarla yaşamış. Rus çocuklarla beraber dışarıda oyun oynadıklarını anlatır. Fakat Rus çocukların anneleri biz Türkler için “Türkler pistir, onlarla oynamayın.” diye tembihlerlermiş. Ardahan, Güneybatı Kafkas Bölgesinin en önemli yerleşim merkezleri olan Kars, Çıldır, Ahılkelek, Ahıska, Artvin, Oltu’dan gelen yollar bu yaylada birleştiğinden; Ardahan, son derece önemli stratejik bir noktada bulunmaktadır. 18 Mayıs 1877’den beri Rusların işgali altında olan Ardahan, Yüzbaşı Hâlid Paşa Rus birliklere karşı mücadeleye başlamış kışın en ağır günlerinde sayıca fazla olan Rus birliklere karşı başarılı bir şekilde mücadele etmiştir. 29 Aralık 1914’te, Ardahan’a halkın coşku ve tezahüratıyla girdiler. Ardahan’a girdiklerinde tablo çok korkunçtu. Ruslar; kaçarken evleri, ahırları, samanlıkları, cephaneliklerini, erzak depolarını ateşe vererek yakmışlar hatta ve hatta Müslüman halka işkenceler, tecavüzler ve katliamlar yapmışlardır. Ardahan’ın kurtarılması şüphesiz çok önemli bir başarıydı fakat Ardahan’ın elde tutulması imkânsız hale gelmişti. 1915 yılında Ruslar tekrar karşı taarruza geçmiş ve 4 Ocak 1915 yılında Ardahan tekrar işgal edilmişti. Bu işgalde Ruslar, orada bulunan Türk halkına “Türkleri alkışladınız” diyerek masum halkı katletmiştir. En az 40.000 kişinin katledildiği kayıtlarda geçmektedir.

Doğu Karadeniz’deki Durum

Birinci Dünya Savaşı’nın henüz başlarında, Osmanlı Devleti savaşa girmeden önce hükümet tarafından Trabzon’da bazı savunma tedbirleri alınmıştı. İlk girişim koruma bataryaları tesis etmekti. (ÖKSÜZ ve USTA, 2014 s:27) Birinci Dünya Savaşı sırasında Doğu Karadeniz’de yapılan Türk-Rus Savaşları Birinci Dünya Savaşı geneline çok etkisi olmamasına rağmen Doğu Karadeniz halkının ve buna bağlı olarak Türk milletinin üzerinde son derece etkili olmuştur. (ALBAYRAK, 2013 s:59) Doğu Karadeniz’deki Türk topraklarını korumak üzere burada bulunan orduya bağlı çok yetersiz bu kuvvetler için Ruslara karşı zayıf düşen cepheleri takviye etmek veya bölgesel olarak kendi başına dövüşmek için yeniden yerel komutan ve yöneticiler seferberlik ilan etmişti. Toplanan bu kuvvetler, milis kuvvetleri olarak yurt savunmasına koşacaklardı. 1916 yılında yapılan bu savaşlar, devletin yaptığı o kadar çok savaş arasında ufak mahalli savaşlar olarak kalmıştır. (ALBAYRAK, 2013 s:60) Doğu Karadeniz bölgesinde görev yapmak üzere, özellikle Trabzon Bölgesi’nden vatan, millet sevdalısı gönüllülerden oluşturulan bu birliklerden bir kısmı, İttihat ve Terakki Partisi ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın etkili isimleri tarafından kurulmuştur. İşte bölgedeki gönüllülerden oluşturulmuş Teşkilat-ı Mahsusa alaylarının yukarıda sözü edilen vazifelerine ek olarak diğer bir vazifeleri de Rusların kurup, teşkilatlayarak silah ve mühimmat açısından destekledikleri Ermeni ve Gürcü çetelerini durdurmak, Türk ve Müslümanlara yaptıkları kıyım ve zulümlere son vermekti. 1916’da -esas faaliyet 1916 yılının Nisan-Eylül arasında olmuştur- Ruslar taarruza geçerek şubatta Erzurum'u ve nisanda Trabzon'u düşürmüşlerdi. Rusların, Trabzon’u alması üzerine 3. Türk Ordusunun Rus kuvvetlerini çevirmek için mayıs ayında Of’a yaptıkları taarruz haziran ayında sonuçlanmış ve Ruslar temmuz ayında Gümüşhane, Kelkit ve Erzincan’ı da ele geçirmişlerdi.

Erzurum Tarafındaki Olaylar

1916 yılı ocak ayından itibaren Erzurum yönünde ilerlemeye başlayarak, 21 Ocak 1916’da Erzurum’un kuzeydoğusundaki Tortum’u işgal ettiler. Bundan kısa bir zaman sonra şehrin doğusundaki Korucuk-Kızılkilse hattına yerleşen Rus ordu birlikleri burada bir ay civarı kalarak Erzurum’un zaptı için hazırlanmaya başladılar. Merkezi Karargâhı Erzurum olan 3. Ordu’nun kumandanı Mahmut Kamil Paşa, Erzurum’da Ruslara karşı bir savunma hattı planladıysa da şehrin hemen kuzeydoğusunda bulunan Kargapazarı Dağlarından düşman taarruzuna ihtimal verilmemesi Erzurum’un felaketini hazırladı. 1 Şubat 1916’da Rus Ordu Karargâhını Erzurum’un doğusunda bulunan Hasankale’ye nakleden General Yudenich, verdiği bir emir ile 11 Şubat günü Erzurum taarruzunu başlattı. 12 Şubat sabahı Erzurum’un doğu ve kuzeydoğusunda bulunan önemli tabyalar olan Dolangez Tabyası ve 29 Tümen tarafından dört günden beri savunulan Çobandede Tabyası işgal edildi. Bu olay üzerine Rus ordu birlikleri 14 Şubat 1916’da tüm cephelerden taarruza geçmiş ve bir savunma hattı oluşturulmuş olmasına rağmen 14-15 Şubat gecesinde General Prejevalski komutasındaki II. Türkistan Kolordusu Kargapazarı dağlarının önemli bir geçiş noktası olan Tafta Geçidinden ilerleyerek buradaki tabyayı işgal etti. ( YÜKSEL, 2008 s:261) Erzurum Valisi Tahsin Bey’in 19 Ocak 1916’da Talat Paşa’ya verdiği bilgilere göre kolordular Erzurum’daki mevziilerine ricat etmişlerdi ve bundan sonraki muharebeler Erzurum civarında yaşanacaktı. Türk birlikleri Hasankale’den çekilmeden önce Müslüman ahali göç ettikten sonra kasabayı kısmen ateşe vermişti. (TEKİR, 2016 s:46)

Kop Dağı Savunması

1916 Şubatında pek de iyi savaşmadan tarihi kale Erzurum’u Ruslara teslim eden Türkler, düşmanlarına bu yılın en büyük zaferini yaşatmış oldu. Ruslar Erzurum’u aldıktan sonra sıcak denizlere inmek için önlerinde hiçbir engelin kalmadığını düşünüyordu ancak Kop Dağları ve onu savunan Türk askeri, aylarca buna müsaade etmedi. Batılı tarihçilerin de yazdığı üzere Kop Dağı Savaşında, Çanakkale’de muzaffer olmuş askerlerin de gelmesi ile birlikte destanlar yazılmış ve Ruslara ciddi kayıplar yaşatılmıştı. (TEKİR, 2019 s:85) “Bayburt-Kop Dağı Savunması”nı, Türk tarihinde adı geçen başarılı diğer savunma savaşlarından ayıran ve üstün kılan en önemli fark şudur ki diğer bütün savunma savaşları “Hazırlıklı Savunma” şeklinde yani önceden hazırlanmış tahkimatlı mevzilerde yapılmıştı. Halbuki “Bayburt-Kopdağı Savunması” tamamen “Hazırlıksız Savunma” şeklinde sahra tahkimatı ile yani her askerin yanında bulunan hafif teçhizat ve arazide bulunabilen malzemelerle acele yapılan mevzilerde ifa edilmişti. (ÖZKAN, 2016 s:93) Mareşal Fevzi Çakmak; “Bayburt müdafaası muvaffak olmuş bir Plevne sayılmalıdır. Plevne ordusu, plan gereğince Orhaniye’ye çekilseydi, başarılı olmuş bir Bayburt olurdu.” diyerek bu savunmanın önemini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. (ÖZKAN, 2016 s:93)

1916 Gizli Antlaşmalar ve 1917 Şubat ve Ekim Devrimi

Rusya'daki Şubat İhtilali Rusların Kafkas cephesindeki durumunu da adamakıllı sarstı. Lakin bu cephedeki Türk kuvvetlerinin daha önceki muharebelerde zayıflamış olması, bir kısım kuvvetlerin Irak ve Filistin cephelerine gönderilmiş bulunması ve nihayet tifüs salgını dolayısıyla, Türk kuvvetleri bu durumdan faydalanıp taarruza geçemediler. Ancak Muş ve Bitlis'i alabildiler. Aralık ayında da Rusya ile Osmanlı Devleti arasında mütareke yapıldı. (ARMAOĞLU, 2019 s:104) Kâğıt üzerinde de olsa Rusya'nın İstanbul ve Boğazları almış olması, kendi hissesini elde etme bakımından Fransa’yı da harekete geçirdi ve Rusya ile yapılan anlaşmadan sonra Fransa İngiltere’ye başvurup, Osmanlı İmparatorluğunun Anadolu toprakları hakkında da bir anlaşma yapılmasını istedi. (ARMAOĞLU, 2019 s:101-102) İngiltere, bu konuda Fransa'nın ilk önce Rusya ile anlaşması gerektiği cevabını verdi. Gerçekten Fransa 1915 yılının ilkbahar ve yaz aylarında Rusya ile görüşmelerde bulundu ve Rusya, Suriye ile Adana bölgesinin Fransa’ya verilmesini prensip olarak kabul etti. İngiltere, Fransa ve Rusya arasındaki üçlü görüşmelerin esas konusu Anadolu idi. Bu görüşmeler 26 Nisan 1916’da bir anlaşma ile sonuçlandı. Bu anlaşma ile: Rusya, bağımsız bir Arap devleti veya Arap devletleri federasyonu kurulmasını ve Suriye, Adana ve Mezopotamya'nın İngiltere ile Fransa arasında paylaşılmasını kabul ediyordu. Buna karşılık, Erzurum, Van, Bitlis vilayetleri ile Van'ın güneyinde Fırat, Muş ve Siirt vilayetleri arasında kalan toprakları ve Trabzon'un batısında sonradan tespit edilecek bir noktaya kadar Karadeniz kıyılarını Rusya alıyordu. (ARMAOĞLU, 2019 s:102) Fransa, Aladağ, Kayseri, Akdağ, Yıldızdağ, Zara, Eğin ve Harput arasında bulunan Anadolu topraklarını alacaktı. Alınan toprakların kesin sınırları sonradan tespit edilecekti. Fakat önce şubatta çıkan Şubat devrimi daha sonra da ekimde çıkan Ekim Devrimi ile Rusya’da 1613-1917 arası Çarlık Rusya’sını yöneten Romanovlar Sülalesi yıkılmıştı. Romanovlar onlar için artık yolun sonu gelmişti. Çünkü Çar II. Nikolay dönemi çöküşün habercisiydi. 1905 Japon-Rus harbinde Japonların ezici üstünlüğü, kötü yönetim, Doğu Cephesinde Almanlara karşı alınan başarısız sonuçlar bu dönemde halk hareketini şiddetlendirmişti. II. Nikolay bu halk hareketini hafife aldı almasına ama sonuç olarak tahtından oldu. Şubat 1917’de Çarın devrilmesinin ardından iktidara gelen geçici hükûmet Ekim Devrimi’yle düştü ve iktidara Marksist ve kendi fikrinin önderi olan Lenin (Leninist) 1917’de Bolşeviklerin ayaklanarak siyasi iktidarı ele geçirmesine önderlik etti. Tarihin dönüm noktalarından biridir. Hatta yıllarca Sovyet Marşında “Partiya Lenina, Sila Narodnaya” yani Lenin’in Partisi, Halkın Gücü nakaratı söylenmiştir. 1917 yılı başlarında Osmanlı Ordusunun durumu gerçekten çok sıkıntılıydı. 1916 yılında Erzurum, Rize, Trabzon ve Erzincan’ı işgal eden Rus Ordusu, Doğu Anadolu’da süren muharebelerde Osmanlı Ordusuna büyük miktarda personel ve malzeme kayıpları verdirmişti. Bu nedenle geride ayakta kalabilecek ve bu cephede askeri harekâtı destekleyebilecek güç kalmamıştı. Avrupa’daki söz konusu cephelere gönderilen birlikler; Osmanlı Ordusunun en iyi teçhiz edilmiş ve personelin eğitimi yönünden de en seçkin birlikleriydi. (GÜLER, 2019 s:120) Bolşevik İhtilali’nin başarılı olması sonrası 3. Ordu Komutanlığı cephesindeki Rus askerleri, beyaz bayraklarla savunma mevzilerinden dışarı çıkarak barış ve Rusya Cumhuriyeti lehinde tezahürat yapmakta ve sürekli olarak karşılıklı konuşma ve görüşme isteklerinde bulunmaktaydılar. (GÜLER, 2019 s:122) 3 Mart 1918 Rusya ve İttifak Devletleri arasında imzalanan Brest-Litovsk Barış Antlaşması ile Rusya, savaştan çekilmiş. Osmanlı Devleti ile Rusya arasında gerçekleşen bu antlaşmada Osmanlı Devleti'ne Kars, Ardahan, Batum (sonradan Sovyetlere verildi) ve Artvin verildi.

SONUÇ

Kafkasya'ya yönelik Teşkilat-ı Mahsusa faaliyetleri bölgenin özellikle Türk ve Müslüman halklarıyla bağlantılı olarak gerçekleştirilmiştir. Geleneksel istihbarat çalışmalarının yanı sıra, Teşkilat-ı Mahsusa bağlantılı olarak gerçekleştirilen faaliyetlerin amacı Kafkasya'da yaşayan çeşitli unsurları Rusya'ya karşı harekete geçirmektir. Erzurum’da işgalin ilk günlerinde yaşanan olaylardan bir diğeri ise başta Azerbaycan olmak üzere Türk dünyasından buraya yapılan yardım faaliyetleridir. Bu yardım faaliyetleri Azerbaycan’daki bir takım vatanseverler öncülüğünde başlatılmış ve kısa zamanda Türkistan ve Türk dünyasının diğer bölgelerini de içine alarak ciddi boyutlara ulaşmıştır. Çünkü Kafkasya’nın dünyaya açılan yollarının tek kavşak noktası olan Erzurum ve Doğu Anadolu yalnızca Ruslar için değil aynı zamanda Türk dünyası için de önemli bir vatan toprağıdır. Kop Dağı Savunması, Rusların sıcak denizlere inme ve İstanbul ile boğazlara sahip olma tarihi misyonu ile Ermenilerin, bu cephede Ruslarla işbirliği yaparak “Büyük Ermenistan” hayallerini gerçekleştirmelerine de engel olmuştu. Bu arada; Enver Paşa ismi Sarıkamış’tan sadece 61 gün sonra kazanılan ve dünya tarihinin akışını değiştiren Çanakkale Savaşlarında neredeyse hiç geçmez. Enver’siz Sarıkamış’ı anlatamayanlar Çanakkale destanını da Enver’siz yazar. Oysa her ikisinde de Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa’dır. Sarıkamış Türk ordusunun Mehmetçiğin en önünde savaşan başkomutan vekili Enver Paşa; döner dönmez Çanakkale’de İngilizlere karşı hazırlıkları başlatan yine Enver Paşa’dır.