Sessiz Fakirleşmenin Yeni Dönemi

MiriKalem
Miri Kalem
15 Nisan 2026 5 dk okuma
Sessiz Fakirleşmenin Yeni Dönemi

Son günlerde ekonomiyi anlamaya çalıştıkça insanın kafası daha da karışıyor. Bir yanda "her şey kontrol altında" diyenler var, diğer yanda yaklaşan fırtınaya dikkat çekenler. Gerçek ise bu iki uç arasında bir yerde duruyor. Ekonomi ne tamamen kötü ne de iyi; aslında dışarıdan gelen büyük bir dalganın etkisi altında ilerlemeye çalışıyor. Bu dalganın temelinde ise geçmişteki ekonomi yönetiminin hatalarının üzerine bir de, günümüz itibariyle yaşanan jeopolitik riskler ve kırılan tedarik zincirleri var. Önümüzdeki aylarda Türkiye ekonomisinde güçlü bir daralma göreceğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz. Ekonomi yönetiminin seçtiği yol, faizi yüksek tutmak ve dövizi baskılamak… Bu, başka çaresi olmayan bir politikadır. Hiçbir şekilde Türkiye'deki vatandaşların TL mevduatlarından elde ettiği getirinin, döviz mevduatından elde edilen getiriden düşük kalacağı bir politikaya geçişe cesaret edilemez. Bu yüzden Merkez Bankası elindeki kozlarla sınırlı bir defans uyguluyor. Bu yaklaşımın bir tercih olmanın ötesinde zorunluluk içerdiğini görmek gerekiyor. Çünkü mevcut yapı içerisinde, yerli para cinsinden getirinin döviz karşısında geri planda kaldığı bir dengeyi sürdürmek mümkün değil. Bu nedenle para otoritesi sınırlı araçlarla bir denge kurmaya çalışıyor. Bugün açıklanan verilerde açık bir kriz görüntüsü yok. Ancak bu durumun yanıltıcı olabileceğini kabul etmek gerekiyor. Ekonomideki daralmanın etkileri zamana yayılarak ortaya çıkıyor. Bu süreçte uygulanan destek mekanizmaları sistemi ayakta tutsa da dış şokların süresi uzadıkça bu yüklerin taşınması zorlaşıyor.

Savaşın askeri boyutu da önemli. ABD'nin ve müttefiklerinin elindeki savunma füzeleri cephanesi sınırlı. Örneğin Patriot füzelerinin üretimi yılda yaklaşık 800 adetle sınırlı ve yeni füze üretimi üç yıl sürebiliyor. ABD'nin mevcut cephanesinin büyük kısmı Ukrayna savaşında kullanıldı. Bu nedenle savaşın sürdürülebilirliği sınırlı ve cephane bittiğinde saldırı kapasitesi azalacak. Yani İran ve ABD-İsrail gerilimi, kısa vadede ciddi ekonomik ve enerji şokları yaratabilir ama uzun vadede askeri tarafın da sınırlamaları olacak. Bu durum, savaşın bir gün biteceğini, tedarik zincirlerinin ve fiyat dalgalarının ise birkaç ay daha etkili olacağını gösteriyor.

Önümüzdeki üç aylık daralmanın maliyeti de göz ardı edilemez. Bu üç aylık daralmanın maliyeti cari açığa yaklaşık 15 milyar dolar yansıyacak. Eşel mobil gibi mekanizmaların aylık maliyeti 40 milyar-TL civarında ve bu, risk ortamında hâlâ karşılanabiliyor. Ancak İran savaşının süresi uzarsa, hem Türkiye hem de dünya genelinde enflasyonla başa çıkmak giderek zorlaşacak. İran savaşı ve Körfez'deki enerji tesislerindeki hasar devam ettiği sürece maliyetler artacak. Petrol, gübre, üre, alüminyum ve plastik ürünlerinin tedarikinde kopukluk yaşanıyor. Uluslararası Enerji Ajansı'na göre petrol akışı, savaş bitse bile normal seviyesine 3-6 ay içinde dönecek.

Bu süre boyunca enerji ve hammadde fiyatları yüksek kalacak, enflasyon yeniden yükselecek ve büyüme küçülecek. Bu durum fiyatlar genel düzeyinde kalıcı bir baskı oluşturuyor. Yani yaşanan gelişmeler yalnızca geçici bir dalgalanma olarak kalmıyor, doğrudan maliyet yapısına yerleşiyor. Küresel ölçekte baktığımızda da işler kolay değil. ABD Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası faiz indirimi beklentileri neredeyse sıfır… Yani küresel anlamda para bol olmayacak ve finansman ucuzlamayacak. Türkiye için bu, zaten zor olan enflasyonla mücadeleyi daha da zorlaştıracak. Görünen o ki finansman koşullarının sıkı kalmaya devam edeceği anlaşılıyor.

Vatandaşın cebine gelince durum daha da somutlaşıyor. Marketlerde gördüğünüz fiyat hareketleri, enflasyonun sadece rakamlardan ibaret olmadığını gösteriyor. Domates, biber ve salata gibi temel ürünlerde günler içinde %50'ye varan dalgalanmalar oluyor. Şu an geçici idari önlemlerle fiyat kontrol edilebiliyor ama petrol ve enerji maliyetleri yükselmeye devam ettikçe bu durum sürdürülebilir değil. Uygulanan yanlış tarım politikalarının üzerine bir de Hürmüz Boğazı'nın kapatılması nedeniyle tedarik zincirindeki kopuşlar, mazot ve gübrenin pahalılaşmasına neden olacak ve üretim zorlaşacak. Kısacası gıda enflasyonu yaz aylarında çok daha belirgin hâle gelecek.

Bütün bu tabloda Türkiye'nin durumu şöyle özetlenebilir: Büyük bir kriz bugün için kapıda değil ama riskler giderek birikiyor. En kesin olan şey, halkın cebinde sessiz ama belirgin bir fakirleşmenin yaşanıyor olmasıdır. Enflasyon yüksek kalacak, gıda fiyatları artacak, faizler yüksek tutulacak ve krediye erişim sınırlı kalacak.

Bu süreç, ekonomik rakamlar açısından idare edilebilir görünebilir ama sokaktaki insan için hayat daha da zorlaşacak. Sonuç olarak, Türkiye ekonomisi bir yol ayrımında değil, bir dayanıklılık testinde. İran savaşı ve Körfez'deki tedarik zincirindeki bozulmalar, önümüzdeki aylarda daha da hissedilecek. Şimdiden hazırlıklı olmak, hem vatandaş hem de ekonomi yönetimi için tek doğru adım. Sessiz fakirleşme devam ediyor ve bu süreç, hazırlıksız olanı sert bir şekilde vuracak.

İlgili Yazılar