Suriye Dosyası: Türkiye'nin Milli Çıkarları ve Zorunlu Yol Haritası

EsrefSencer
Eşref Sencer
15 Şubat 2026 5 dk okuma
Suriye Dosyası: Türkiye'nin Milli Çıkarları ve Zorunlu Yol Haritası

Suriye meselesi artık romantik hayallerle, ideolojik önyargılarla veya iyi niyet varsayımlarıyla yönetilecek bir sorun değildir. Bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu tablo, geçmişte yapılan stratejik hataların, bölgesel güçlerin sinsice yürüttüğü nüfuz oyunlarının ve kararsız dış politika reflekslerinin bir sonucudur. Bu gerçekler açıkça görülmeden, Türkiye'nin güvenliği ve geleceği tehlikeye girer.

AK Parti İktidarının Suriye'de Yaptığı Temel Hatalar

1."Esad gider" Saplantısı:

Krizin ilk yıllarında devlet aklı yerine ideolojik beklentiler öne çıktı. Suriye devletiyle ilişkiler koparıldı, diplomatik kanallar kapatıldı ve Türkiye sahada yalnız bırakıldı. Devletler temenniyle değil, gerçeklerle yönetilir.

2.Güney sınırında otorite boşluğuna geç müdahale:

Merkezi otorite zayıfladığında sahayı PKK/YPG ve İran destekli milisler doldurdu. Türkiye sınır güvenliğinde ağır bedel ödedi. Bu tür gecikmeler artık tolere edilemez.

3.Mülteci meselesinin yanlış yönetimi:

"Açık kapı" politikası kısa vadede insani görünse de, uzun vadede toplumsal gerilim, ekonomik yük ve demografik dengesizlik doğurdu. Bu mesele, milli güvenlik boyutuyla ele alınmadığı için iç siyasete kurban edildi.

PKK/YPG: Türkiye'nin Milli Güvenliğine Doğrudan Tehdit

Suriye dosyasında hiçbir başlık, PKK/YPG meselesinden bağımsız ele alınamaz. Bu yapı yalnızca bir terör örgütü değil; Türkiye'nin güney sınırında milli bir kuşatma aracıdır.

  • PKK/YPG, PKK'nın ideolojik ve örgütsel devamıdır.
  • İsim veya üniforma değiştirerek meşrulaştırılmaya çalışılıyor.
  • Türkiye sınırında fiili bir baskı hattı kuruyor.

ABD desteğiyle YPG, Suriye'nin kuzeyinde alan hâkimiyeti sağladı, uluslararası meşruiyet algısı üretti, ama Türkiye için bu hâlâ kırmızı çizgidir.

Türkiye açısından silah bırakmayan, örgütsel bağını kopartmayan her yapı düşmandır. Askeri varlığımız, PKK/YPG'nin ilerlemesini engellemek için yayılmacı değil, önleyici ve meşru bir zorunluluktur. Çekildiğimiz anda tablo nettir: PKK/YPG alan kazanır, İran milisleri ilerler, sınır güvenliği çöker.

İran: Sessiz Ama Ölçülemez Bir Tehdit

İran, Şii milisleri, istihbarat faaliyetleri ve demografik mühendislikle Suriye'yi adım adım nüfuz alanına dönüştürdü. Şam yönetimi İran'a bağımlı hâle geldi, Lübnan'a uzanan bir Şii koridoru oluştu ve Türkiye'nin güneyden kuşatılması hedeflendi.

Bu tablo, Türkiye'nin Arap dünyasıyla bağlarını zayıflatıyor, PKK/YPG ve örtülü iş birliklerine fırsat veriyor. İran, dost değil; stratejik bir rakiptir.

ABD–İran Gerilimi ve Türkiye'nin Pozisyonu

ABD–İran gerilimi, Türkiye için bir taraf seçme meselesi değildir. Ancak yanlış adım maliyeti ağır olur.

İran boyutu:

  • Türkiye'nin müttefiki değil, doğrudan düşmanı da değil; ancak stratejik rakiptir.
  • Suriye ve Irak'ta nüfuz genişlemesine izin verilmemeli, doğrudan çatışmadan kaçınılarak çok katmanlı dengeleme uygulanmalıdır.

ABD boyutu:

  • ABD güvenilir müttefik değildir; PKK/YPG desteği ana kriz başlığıdır.
  • İlişkiler müttefiklik söylemi üzerinden değil, çıkar ve milli menfaat odaklı yürütülmelidir.

Türkiye'nin pozisyonu:

  • Taraf değil, dengeleyici güç olmalı.
  • Cephe ülkesi değil, sahada kontrol sağlayan aktör olmalı.
  • Taşeron değil, oyun kurucu olmalı.

Bu dengeyi sahadaki güçlü askeri varlık, etkili istihbarat ağı ve kararlı diplomasiyle sağlamak zorunludur.

İsrail ile İlişkiler: Soğuk Akıl ve Sınırlı İşlevsellik

İsrail meselesi ideolojik veya duygusal zeminde ele alınmamalıdır. İsrail'in Türkiye'ye doğrudan bir tehdidi yoktur; hedefi İran'ın bölgesel yayılmasıdır.

Türkiye'nin izlemesi gereken politika:

  • İsrail'in Suriye'yi savaş alanına çevirmesine izin vermemek.
  • İran'ın güçlenmesini engellemek.
  • İlişkiler ideolojik değil, kontrollü ve işlevsel olmalı.

Pragmatik Yol Haritası: Türkiye İçin 10 Temel Adım

  1. Suriye'de askeri ve istihbari varlık kalıcı olmalı – çekilme = PKK/YPG + İran ilerlemesi.
  2. PKK/YPG tasfiye edilmeli – entegrasyon veya isim değişikliği kabul edilemez.
  3. İran'ın nüfuz alanı daraltılmalı – örtülü dengeleme esas alınmalı.
  4. Şam ile şartlı diyalog – PKK/YPG tasfiyesi ve güvenli bölgelerin korunması şart.
  5. Mülteci geri dönüşü devlet politikası olmalı – güvenli alanlar, uluslararası finansman ve zorunlu takvimle.
  6. ABD ile çıkar pazarlığı yürütülmeli – PKK/YPG desteği sürekli gündemde tutulmalı.
  7. İsrail ile ilişkiler sınırlı ve işlevsel tutulmalı – ne cepheleşme ne stratejik yakınlaşma.
  8. Sahada güçlü olunmalı – askeri varlık, istihbarat ve ekonomik nüfuz korunmalı.
  9. İran–ABD–İsrail üçgeninde denge sağlanmalı – Türkiye taraf değil, dengeleyici aktör olmalı.
  10. Devlet aklıyla hareket edilmeli – ideoloji ve duygusallık değil, strateji ve gerçekler esas alınmalı.

Sonuç: Türkiye'nin Milli Çıkışı

Türkiye'nin lüksü yoktur:

  • Hata yapma lüksü yok
  • Duygusallık lüksü yok
  • Geri çekilme lüksü yok

Türkiye; sahada güçlü, masada soğukkanlı ve stratejide kalıcı olmak zorundadır. Bu bir tercih değil, devlet olmanın ve milli güvenliği korumanın zorunlu sonucudur.