
Şehit
Son günlerde ülke gündemi her zamanki gibi oldukça yoğun… Muhalefetin olası adayı kim? Erken seçim olacak mı? İran-Amerika ve İsrail geriliminin sonuçlarının Türkiye’ye yansıması olacak mı? Fakat Türk milletinin haf...
“Boş tencere iktidarı devirir” sözü, 1970’li yıllardan beri Türk siyasetinde dile pelesenk olmuş bir metafordur. Genellikle ekonomik kriz ve hayat pahalılığı dönemlerinde öne çıkmış, zamanla modern metaforlarla mutfaktaki yangın gibi bir simge hâline gelmiştir. Bu çalışma, sözün tarihsel kökenini, 2001 ekonomik krizindeki rolünü ve günümüzdeki geçerliliğini ele alarak, ekonomik krizler ile toplumsal tepkiler arasındaki ilişkiyi analiz etmektedir.
2001 yılı Türkiye’si, IMF destekli bir ekonomi, GSYH’nın yaklaşık %70’ine ulaşan kamu borcu ve batık bankalar ile karakterize edilmiştir. Koalisyon hükümetleri ve yüksek enflasyon, vatandaşın ekonomik güvensizliğini artırmıştır. Başbakan Ecevit ile Cumhurbaşkanı Sezer arasındaki anayasa kitapçığı tartışmaları, siyasi belirsizliği derinleştirmiştir. Bu ortam, “tencere tepkisi” olarak simgeleşen toplumsal öfkenin doğmasına zemin hazırlamıştır.
Sermaye grupları açısından bakıldığında, İstanbul merkezli TÜSİAD, iktidarlar üzerinde baskı kuran en etkin aktörlerden biriydi. Medya gücü büyük ölçüde Doğan Grubu’nun elindeydi, Anadolu merkezli sermaye gruplarının görünürlüğü ise sınırlıydı. Bu durum, ekonomik ve siyasi değişim ihtiyacını ortaya koymuş ve AK Parti’nin sahneye çıkışıyla birlikte halkın umut duygusunu artırmıştır.
“Boş tencere” metaforu, yalnızca ekonomik bir tepkiyi değil, sosyolojik bir durumu da temsil eder. 2001’de şehir merkezinde yaşayan makbul vatandaşın tedirginliği ile banliyolarda yaşayan geniş halk kitlelerinin beklentileri arasında belirgin farklar vardı. AK Parti, özellikle görünmeyen ve geniş halk kesimlerinin sesi olarak medyada görünür hâle geldi.
Günümüzde ise medya üzerindeki sermaye kontrolü ve dijital çağ, tencere etkisinin sınırlı kalmasına yol açmıştır. Ekonomik krizler yalnızca muhalif kanallarda vurgulanmakta, iktidara yakın medya ise krizlerin geçici olduğunu hissettirmeye çalışmaktadır. Bu durum, toplumsal tepkilerin tarihsel bağlamdan farklı olarak şekillendiğini göstermektedir.
2001 sonrası dönemde, ekonomik iyileşme ve yeni sermaye gruplarının ortaya çıkışı, Türkiye’nin ekonomik ve siyasal dengelerini değiştirmiştir. MÜSİAD ve TÜSKON gibi oluşumlar, pastadaki paylarını almak üzere sahneye çıkmıştır. Bu bağlamda, “her iktidar kendi burjuvasını yaratır” sözünün pratiğe yansıması görülmektedir.
Bugün ise “tencere iktidarı devirir” sözünün geçmişteki etkisi yoktur. Medyada iktidarla tartışmaya cesaret edebilecek sermaye grubu bulunmamaktadır. TÜSİAD eski gücünden uzak kalmış, cesaret eden birkaç kişi ise adliye koridorlarında kelepçelerle fotoğraf vermektedir. Burada derdimiz sermayenin iktidar üstünde geçmiş yıllardaki gibi tahakküm kurmasını dilemek değildir; karşılaştırdığımız dönemler arasındaki yapısal farkları göz önüne sermektir. Ne sivil, ne askeri ne de sermayenin vesayetinin olmadığı, Türk milletinin refah içinde yaşadığı, her şeyden önemlisi geleceğe huzurla baktığı bir Türkiye istenmektedir.
O zaman yeni şeyler söylemek lazım cancağızım. Ne vatandaşın sosyolojik talepleri geçmiş senelerde olduğu gibi dinî saiklerdedir ne de sermaye gruplarının çabası iktidarı değiştirmek gibi bir amaç içermektedir; yalnızca kendi varlıklarını sürdürmeye yöneliktir.
Yeni kurulan partiler etrafında sermaye gruplarının yer almaması bundandır ya da yeni siyasi yüzlerin henüz belediyecilik aşamasında kendi burjuva sınıflarını oluşturma istekleri. Sermaye geçtiğimiz yıllarda transfer edilmiş ve ürkek hâle getirailmiş saflarını belli etmeleri istenmiştir. Daha önce iktidar değiştiren sermaye, şimdi statüko devam etsin çabasındadır. İktidar değişimlerinin Türkiye’de sadece ekonomik krizler veya ani toplumsal öfke ile açıklanamayacağı açıktır.
Günümüz Türkiye’sinde yeni söylemler, yeni politikalar ve iletişim stratejileri iktidar değişiminde belirleyici olacaktır. Önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi ülkede artık geniş ailelerden çekirdek ailelere geçilmiş ve ailelerin çocuklarına ve kendilerine yönelik talepleri değişmiştir. Geleneksel “çocuk doğsun, Allah rızkını verir” düşüncesi yerini gelecek kaygısına bırakmış, sadece karın tokluğu değil maddi ve manevi tokluk idealleri ön plana çıkmıştır. İktidara talip olacak grubun ailelerde ve gençlerde bu kaygıyı uzun vadeli kıracak, toplumdaki sosyal bozulmayı tamire talip olduğunu açıkça belli eden politikaları belirlemesi gerekiyor. Bu önerme, asgari bir mutluluğun sokaklara hâkim olacağını içermelidir. Yoksa sadece boş tencere siyaseti güdenler kendilerini iktidar tenceresi içinde garnitür olarak göreceklerdir.
Finans Danışmanı

Son günlerde ülke gündemi her zamanki gibi oldukça yoğun… Muhalefetin olası adayı kim? Erken seçim olacak mı? İran-Amerika ve İsrail geriliminin sonuçlarının Türkiye’ye yansıması olacak mı? Fakat Türk milletinin haf...

Kıymetli okuyucu; birazdan okuyacağınız bu yazı, benim bu mecrada yayınlanan ilk yazım olması vesilesiyle "Bir-Der" bünyesinde seninle bu yazıyı ve bu yazı aracılığıyla fikirlerimi paylaşma imkânı bulduğum için çok m...

Türkiye'de siyaset uzun süredir bir temsil meselesi olmaktan çıkmış durumda... Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, açık ve inkâr edilemez bir samimiyet krizidir. Gençlerin, özellikle de muhalif Türk milliyetçilerini...

Suriye meselesi artık romantik hayallerle, ideolojik önyargılarla veya iyi niyet varsayımlarıyla yönetilecek bir sorun değildir. Bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu tablo, geçmişte yapılan stratejik hataların, böl...