
Tandoğan Notları
TANDOĞAN NOTLARI İYİ Parti öncülüğünde 27 Haziran 2026 tarihinde Ankara Tandoğan Meydanı’nda Türk milliyetçileri, çözüm süreci olarak nitelendirilen sürece karşı partilerini ve aidiyetlerini bir kenara bırakarak Türklük...

Bir insanın vatanını sevip sevmediğini nasıl anlarsınız? Mesela sosyal medya hesaplarına baksak orada herkes her şeyi ne kadar da çok seviyor değil mi? Vatanını, ailesini, komşularını, arkadaşlarını, doğayı, yaşamı ve Allah’ı! Bu artık bana pek inandırıcı gelmiyor.
Herhangi bir Türkiye cumhuriyeti vatandaşına 2025 yılında Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye 503.000 ton plastik atık yani çöp gönderdiğini söyleyin; yüzünde oluşan ifade o kişinin vatanını ne kadar sevdiğini size söyleyecektir. Evet, geçtiğimiz yıl Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye’ye gönderdiği plastik atık 503 bin tona ulaştı. Bir önceki yıla göre yüzde 19 artış demek bu. Türkiye, AB’nin plastik atık ihracatında açık ara birinci adres.
İngiltere’nin rakamları ise daha da çarpıcı. İngiltere 2025 yılında 675 bin ton plastik atık ihraç etti. Bunun yaklaşık 139 bin tonu Türkiye’ye gönderildi. Yani İngilizlerin evlerinden, marketlerinden, fabrikalarından çıkan plastikler gemilere yükleniyor; binlerce kilometre yol kat ediyor ve Türkiye’ye geliyor? Peki sonra?
İşte asıl hikâye burada başlıyor. İngiliz Guardian Gazetesinin bu ay yayımladığı kapsamlı araştırma, İngiltere’den Türkiye’ye gönderilen plastik atıkların önemli bölümünün Adana’daki geri dönüşüm bölgesine ulaştığını gösteriyor. Guardian’ın araştırmacıları, geri dönüşüm tesislerinin bulunduğu bölgelerdeki su kanallarında yüksek miktarda mikroplastik tespit edildiğini ortaya koyuyor. Bazı noktalarda tesislerin aşağı tarafındaki kirlilik, yukarı tarafına göre 10 kata kadar daha yüksek bulundu. Bu kanalların bir bölümü Çukurova’daki tarım arazilerinin sulanmasında kullanılıyor.
Şimdi düşünün lütfen. Londra’daki vatandaş plastik şişesini çöpe atıyor. Çöp toplanıyor. Bir şirket onu geri dönüştürülebilir atık olarak sınıflandırıyor. Gemiye yükleniyor. Türkiye’ye geliyor. Kamyonla Adana’ya gidiyor. Sonra o plastiğin bir kısmı geri dönüştürülüyor, bir kısmı yok ediliyor! Ya sonra? Toprağa, suya, havaya ve tarıma yansıyor.
İngiliz Guardian gazetesi bu durumu “Waste colonialism” yani “Atık sömürgeciliği” olarak tanımlıyor. Bu tanım zengin ülkelerin kendi ürettikleri atığın çevresel maliyetini daha zayıf denetim mekanizmalarına sahip ülkelere aktarmasını anlatıyor. Guardian’ın araştırmasında İngiltere’nin plastik atık ihracatının, başka ülkelerde kirlilik ve çevresel adaletsizlik yaratması sert biçimde eleştiriliyor. Daha da önemlisi, İngiltere’deki bazı çevreciler ve sektör temsilcileri artık çok basit bir şey söylüyor: İngiltere kendi çöpünü kendi ülkesinde işlesin. Esasen bu talep son derece mantıklı. Madem bu plastik geri dönüştürülebilir bir “değerli hammadde” neden binlerce kilometre öteden Türkiye’ye gönderiliyor? Neden İngiltere’de işlenmiyor? Neden Türkiye daha ucuz bir atık işleme alanı haline geliyor? İşte burada çevre meselesi olmaktan çıkıp siyasi ve ekonomik bir meseleye dönüşüyor.
Fakat burada sadece Avrupa’yı suçlamak da kolaycılık olur. Çünkü o gemiler Türkiye’ye zorla yanaşmıyor. Türkiye bu ticarete izin veriyor. Şirketler ithal ediyor. Tesisler işliyor. Birileri para kazanıyor. Çevresel riskin bedelini ise toplum ödüyor. İşte tam da burada Türkiye’nin siyasi sorumluluğu başlıyor. Bir tarafta dünyaya “Sıfır Atık” diyoruz, diğer tarafta Avrupa Birliği’nin yüz binlerce ton plastik atığını ülkeye kabul ediyoruz. Bu tiyatroya bir son verip karar vermeliyiz; Türkiye sıfır atık ülkesi mi olacak, yoksa Avrupa’nın atık merkezi mi? Aynı anda ikisi olmak, maalesef, mümkün değil.
Avrupa kendi vatandaşının çöplüğünü Türkiye’ye kurarken, Türkiye kendi vatandaşının geleceğini ne karşılığında satıyor? Birkaç şirketin kazancı için mi? İhracat rakamları için mi? “Geri dönüşüm” tabelasının arkasına saklanan bir sektör için mi? Burada mesele yalnızca plastik değil aynı zamanda egemenliktir. Mesele, bu ülkenin toprağının, suyunun ve havasının kimin çıkarı için kullanılacağıdır. Mesele; “İngiltere kendi çöpünü kendi işlesin” diyen Guardian Gazetesinin uzun bacaklı İngiliz yazarının, bizim vatanımızı bizim yöneticilerimizden daha çok düşünüyor olmasıdır.
Birder ve Eko Milliyetçik
Tüm bunların ışığında Birlik ve İlerleme Düşünce Derneği kuruluş ilkeleri arasında yer alan Eko Milliyetçilik anlayışının altını bir kez daha çizmek istiyorum. BİRDER, İnsan-doğa dengesini kurarak vatan sınırları içindeki doğaya, çevreye, yer altı ve yer üstü zenginliklere sahip çıkılmasını, Türk Milleti’nin daha temiz, daha yaşanabilir bir çevrede yaşaması ülküsünü her platformda dile getirmeye devam ediyor. Doğa da kültür gibi, kimlik gibi korunması gereken bir değerdir ve biz bu değerimizin hiç bir maddi çıkar uğruna heder edilmesine rıza göstermeyeceğiz.
Birder Genel Başkan Vekili

TANDOĞAN NOTLARI İYİ Parti öncülüğünde 27 Haziran 2026 tarihinde Ankara Tandoğan Meydanı’nda Türk milliyetçileri, çözüm süreci olarak nitelendirilen sürece karşı partilerini ve aidiyetlerini bir kenara bırakarak Türklük...

Bildiğiniz üzere Cumhuriyet Halk Partisine mutlak butlan kararı uygulandı ve eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu yeniden genel başkanlık koltuğuna getirildi. Kimilerine göre bu süreç iktidarın yargı eliyle yaptığı bir s...

Bu ay hangi konu üzerine yazmam gerektiği üzerinde uzun uzun düşündüm. Aklımda iki farklı konu vardı. Bunlardan ilki, içinde bulunduğumuz şartlarda neden hâlâ milliyetçi olunması gerektiğiydi. Çünkü zaman zaman her Türk...

Yazıya başlarken, nisan ayının ikinci haftasında Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları nedeniyle hepimizin yürekten paylaştığı acıyı bir kez daha dile getirmek istiyorum. Aynı şekilde, böylesi bir o...